Anadolu’nun İlk Emperyal Gücü: Hititler

M.Ö. 14.yüzyıl başlarında sadece bir krallık olan Hitit Devleti, bu dönemde ciddi anlamda sınırlarında sorun yaşayan bir devletti. I.Şuppiluliuma’nın (tahmini MÖ. 1344-1322) Hitit tahtına geçmesi ile Anadolu’nun kaderi de değişti. Anadolu sınırlarını kontrol altına almak amacıyla sorunlu olan bölgelerdeki komşularıyla savaşan, kuzeyindeki Kaşka ve doğusundaki İşuva’yı yenen Şuppiluliuma daha sonra güneye yönelerek Halep ve Mukiş kentlerini fethetmiş, böylece Fırat nehrinin batısındaki topraklar çok eskiden olduğu gibi yeniden Hitit egemenliğine girmiş ve Hitit Devleti artık çevresindeki ülkelere hükmeden bir imparatorluk olmuştur.

Şuppiluliuma’nın bu etkinlikleri pek dikkat çekmiş ve rahatsız etmiş olacak ki dönemin en büyük siyasi gücü Mısır’a bağlı olan Kadeş Krallığı’nın Hitit topraklarına saldırısı gecikmedi. Bu sırada Mitanniler ile savaşmakta olan Şuppiluliuma istemese de Mısır’ı düşman ilan etmek zorunda kalmıştır. Mitanni Devleti’ni 6 yıl gibi uzun süren bir sefer sonrasında parçalamayı başaran Şuppiluliuma artık Mısır Kralı ile hesaplaşmaya da hazırdır. Ancak Mısır Kralı Tutankamon’un (MÖ 1332-1323) genç yaşta ölmesi üzerine yine çok genç yaştaki hem üvey kardeşi hem de karısı olan Kraliçe Ankhesenamon muhaliflerine karşı iktidarı eline geçirebilmek amacıyla Şuppiluliuma’nın oğullarından birisi ile evlenmek istediğine dair bir mektup yollamıştır.

Şuppiluliuma oğlunu Mısır’a göndermiş fakat oğlu yolda Mısırlı muhalifler tarafından öldürülmüştür. Şuppiluliuma bunun üzerine Mısır’a savaş ilan ederek Suriye’de Mısır egemenliğinde olan toprakları işgal etmeye başlamıştır. Ancak Hitit ülkesinde bu dönem başlayan salgın hastalık Hitit’i uzun yıllar meşgul edecek olduğu gibi Şuppiluliuma’nın da ölümüne sebep olmuştur.

Şuppiluliuma’nın ardından yerine geçen oğlu II.Murşili (MÖ 1321-1295), babasının ölümü sonrası itaati kesen ülkeleri yeniden İmparatorluğa bağlamak için çok uğraşmıştır. Ama tek sorunu bu değildir. Hititlerde bir gelenek olan Büyük Kraliçe “Tavananana” ile devleti yönetme geleneği yüzünden kendisyle birlikte devlet idaresinde söz sahibi olan üvey annesi ile büyük çekişme yaşamıştır. Şuppiluliuma’nın eşi Babil ülkesindendi ve II.Murşili bu kadınla olan uyumsuzluğunu gidermek için Tavannana kurumunun üzerindeki yetkileri kısıtlayacak bir takım edbirler almaya çalışmıştır.

II. Murşili İmparatorluk olmanın gereklerini yerine getirmek amacıyla kendilerine bağlı bulunan devletleri kendilerine uygun şekilde örgütlemeye çalıştı, bu yüzden mümkün olduğunca askeri güç kullanmadan yaptığı anlaşmalarla buraları kontrol etme yoluna gitmiştir. Ancak Kuzeyde Kaşkalar saldırılarını devam ettirmişler ve II. Murşili bu tehlikeye karşı sınır kaleleri inşa etmekle yetinmiştir. Buna rağmen II.Murşili öldüğünde sağlam idari temeller altına alınmış güçlü bir Hitit İmparatorluğu meydana gelmişti.

II.Murşili’nin ölümü sonrası yani MÖ 13.yüzyılın başında Hitit Devleti’nin başına geçen II.Muvatalli, Kaşka saldırılarından oldukça bunalmış olacak ki başkenti Hattuşa’dan daha güneydeki Tarhuntaşşa’ya (Adana civarı) taşımıştır. Kaşkaların üzerine kardeşi büyük komutan Hattuşili’yi Kuzeyin Genel Valisi olarak gönderen II. Muvatalli kendisi Aşağı Ülke ile ilgilenmiş, böylece devlet idari olarak fiilen ikiye bölünmüştür. II.Muvatalli, güneye çekilmekle kendisini güvence altına almıyordu çünkü Mısır tehlikesi yeniden başgöstermişti. MÖ 14.y üzyılın sonunda Mısır’da hanedan değişikliği olmuştur. Şöyle ki; 18.Hanedan Firavunu Horemheb, çok güçlü bir kişilik olan veziri I.Ramses’i halefi ilan etmiş o da 19. Hanedanın ilk firavunu olarak Mısır’ı yönetmeye başlamıştır. Ramses, Filistin, Suriye ve Nubya’da egemenlik kurmak üzerine yoğunlaşmış, değişik ülkelerden özellikle de Libya ve Suriye’den aldığı paralı askerlerle ordusunu iyice güçlendirmiş, oğlu Seti döneminde yapılan fetihler sonrasında Hititler ile burun buruna gelmişlerdir.

II. Ramses (MÖ 1290-1224) tahta geçtiğinde seleflerinden devraldığı büyük askeri güce güvenerek Suriye üzerine sefere çıkınca, II.Muvatalli (MÖ 1307-1285) onun üzerine yürüme kararı almıştır. Hitit İmparatorluğunun askeri gücü oldukça büyüktür. Kendine bağlı 21 ülkeden gelen askerler ile Mısır Kralı’nı karşılamaya gitmişlerdir. Hitit Ordusunun en az 35.000 kişi olduğu söylense de bu rakam bize göre düşüktür. Mısır Ordusu ise yaklaşık 20.000 kişiydi. MÖ 1286 yılında yapılan ve 2 gün süren Kadeş Savaşı sonucunda galip gelen olmadıysa da, 2.Ramses’in son anda yenilmekten kurtulduğu düşünülmektedir. II.Ramses, sağ salim ülkesine döndüğünde savaşı büyük bir zafer kazanmış gibi göstererek prestijini korumayı başaracaktır. 66 yıl süren II.Ramses’in Firavunluğu dönemi Mısır’ın en parlak dönemlerinden biri kabul edilir. Semavi dinlerin kitaplarında İsrailoğullarını Mısır’dan dışarı çıkardığından söz edilen Musa ve kardeşi Harun’un 2.Ramses döneminde yaşadığını ve sözü edilen firavunun 2.Ramses olduğunu düşünüyoruz. Öyle ki bu dönemden sonra Mısır ve Doğu Akdeniz kıyı şeridinde Musevi dini güçlenmeye ve yayılmaya başlamıştır.

Kadeş Savaşının, genel resme bakıp geçmişi tahlil ettiğimiz zaman Hititlerin lehine sonuçlandığını görmekteyiz. Çünkü savaş sonrasında Kuzey Suriye üzerindeki egemenliği zarar görmediği gibi kendine bağlı ülklelerin ayaklanmalarına maruz kalmamıştır. Hitit ile Mısır arasında yapılan Kadeş Savaşından en çok karlı çıkan aslında Asur Devleti olmuştur. Fırsattan istifade ederek Mitanni Devleti’ni kendisine bağlamayı başaran Asur İmparatoru Adad-Nirari (MÖ 1307-1275) liderliğinde Mitanni’deki ayaklanmayı bir fırsata dönüştürerek Fırat nehrine kadar tüm bölgeyi eline geçirmiştir.

II. Muvatalli MÖ 1285 yılında öldükten sonra yerine geçecek kişinin belirlenmesinde sorun yaşanmış amcası Hattuşili’yi telipinu yasaları sayesinde bertaraf etmeyi başaran Urhi-Teşup(3.Murşili) tahtı kazanmış ve aynı zamanda yeniden başkenti Hattuşa’ya taşımıştır. Yalnızca 6 veya 7 yıl devam ettirdiği krallığı amcası tarafından bir darbe ile sona erdirilmiştir. III.Hattuşili, Telipinu yasasına neden uymadığını anlatarak kendisini haklı çıkarmaya çalıştığı uzunca bir savunması vardır. III.Murşili, III.Hattuşili ile olan taht kavgasını kaybedince, Mısır’a kaçmıştır.

Hitit adına III.Hattuşili dönemi (yaklaşık MÖ 1275-1250) diplomasinin ağır bastığı, başarılı bir dönem olarak görülür. MÖ 1270 yılında II. Ramses ve III.Hattuşili arasında Kadeş Antlaşması imzalanmıştır. Buna göre iki kral anlaşma yoluna giderek Suriye kıyılarını paylaştılar. Bu anlaşmada Kuzey bölgesine yakın olan Halep, Kargamış, Ugarit, Amurru, Nuhaşşe, Emar, Katna ve Kadeş Mısır tarafından tanınmış ve Hitit egemenliğine girmiştir. III. Hattuşili’nin kızı ile II.Ramses arasında bir evlilik planlanmıştır. Antlaşma dönemin diplomasi dili olan Akadca imzalandığı ama krallıkların yerel dillerine de çevrildiği bilinmektedir. Kadeş antlaşması sonrasında iki kral birbirine çok yakınlık göstermiştir.

Kadeş Antlaşmasının bir diğer özelliği de Hititlerde Kadın-Erkek eşitliğini göstermesi bakımından Antlaşmaya III.Hattuşili’nin eşi Puduhepa ile birlikte imza koymasıdır. Puduhepa, eşinin ölümü sonrasında Hititlerde aslında bir gelenek olduğu şekliyle üvey oğlu IV. Tuthaliya ile birlikte devleti yönetecektir.

III. Hattuşili döneminde Kizzuvatna ve Hurri kültür ve geleneklerinin, tanrılarının yaygınlaştığı görülmektedir. Bunun nedeni eşinin Hurri kökenli olmasıdır. Bu durum bugün Yazılıkaya’da bulunan tanrıların neden Hitit değil de Hurri tanrıları olduğunu açıklamaktadır.

2.03.2016 Umut EKER

Araştırmacı-Yazar, Umut Eker’in “Geçmişin Işığında” isimli kitabını alttaki linki tıklayarak, ücretsiz olarak indirebilirsiniz:

https://www.docdroid.net/Zk6oSfa/gecmisin-isiginda-umut-eker.pdf.html

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: