Eski Yunan Tanrıları

Olympos dağında oturduklarına inanılan tanrılar, yerdeki basileusler gibi, “ilâhi bir klan’ın üyeleriydiler ve evrenin öğelerini aralarında paylaşmışlardı; dünya ise ortak mülkleri olarak kalıyordu. Başta gelen tanrılar üç kardeşti: Gök gürütülü, bulutları toplayan Zeus; denizlerin sahibi Poseidon ve yeraltı dünyasının sahibi Hades.

Arkadan, Zeus’un çocukları olan daha küçük tanrılar kuşağı geliyor: Zeus’la Hera’nın oğlu Hephaistos, ateşin, demir ocağının tanrısı ve maden sanatlarının koruyucusu oldu. Işıklar saçan arabasının üstünde bütün göğü kateden Güneş tanrısı Apollon ile, ormanlara ve vahşi hayvanlara egemen, yorulmak bilmez avcı, Ay tanrıçası Artemis, Zeus’la tanrıça Leto’nun çocuklarıydılar. Zeus’la Maia adlı periden olma Hermes, ebedî gezgin. Zeus’un habercisi, hacıların patronu ve Hades’te ölülerin Ruhlarının yol göstericisi oldu. Savaş tanrısı Ares, tanrısal zekâyı temsil eden ve kentlerin koruyucusu Athena ve Zeus’la Dione’nin kızı, aşk ve güzellik tanrıçası Afrodite, yaramaz ve dikkafalı oğlu Eros’la Olymposlulara dahildiler.

Grekler, bu tanrılardan çoğunu, Hellen öncesi halkların inançlarından almışlardı. Örneğin, hayvanlara hükmeden Artemis ile, bazı mitoslara göre, denizlerin köpüğünden doğan ve özellikle Kıbrıs ve Cythere adalarında kendisine tapılan “altın saçlı Afrodite”, Girit’in ve Doğu’nun derin etkilerini taşırlar. Öteki tanrıları ise Grekler, doğrudan doğruya kendileri icat ettiler. Halk ozanları da, onlara, yakınlarında bulundukları soyluların zevk ve anlayışlarına göre bir biçim verdiler. O yüzdendir ki, Olymposlu tanrılar, yalnız insan biçimli olmakla kalmaz, aynı zamanda “aristokratik” tavırlarıyla da ayrılırlar. Göksel soylular olarak, altından saraylarında, ölümsüzlük veren ambruvaz ve nektar içerek ve Musaların tatlı şarkılarını dinleyerek, aylâk ve görkemli bir yaşam sürerlerdi. Yeryüzündeki basileusler arasında olduğu gibi, onlar arasında da çekişmeler, hattâ büyük kavgalar pek sıktır. Tanrılar, Odysseus için olduğu gibi, gözdeleri kralların yardımına kimi zaman geldikleri olursa da, sıradan insanların acılarını, yukardan bir “Olempiyen sessizlik” içinde seyrederler. Bir gün de, Zeus, bütün insanları bir tufanda boğmaya karar verir; onlardan bir çifti, gözden düşmüş doğaüstü yaratıklar olan Titanlardan biri, Prometheus kurtarır. İnsanlık, işte bu çiftten, yeniden türer; sefil ve hayvansı durumundan da yine Prometheus’un gökten çaldığı ateş sayesinde kurtulur. Zeus, bu itaatsiz Titan’ı pek acımasızca cezalandırır; Kafkas dağlarında bir kayaya zincirletir onu ve başına da, karaciğerini her gün söküp yemesi için bir kartalı musallat eder.

Bu mitostan da anlaşılıyor ki, yeni “Olympos dini” ya da “Zeus dini”, Yunanistan’da şiddetli bir mücadele bahasına ortaya çıkmıştır. Titanlar’la, devlerle ve sonradan tanrılaştırılan kahramanlarla ilgili çeşitli efsaneler, bu mücadele hakkında pek açık bir fikir veriyor bize.

Alıntı: Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, I.Cilt

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: