Fidel Castro Kimdir?

Küba diktatörü Fidel Castro, 1926’da Küba’da Birán yakınlarında doğdu. 1958’den itibaren Castro ve kuvvetleri bir gerilla savaşı başlatarak Küba diktatörü Fulgencio Batista’nın devrilmesine yol açtı. Ülkenin yeni lideri Castro, komünist politikalarını hayata geçirdi ve Sovyetler Birliği ile askeri ve ekonomik ilişkiler başlattı ve 1962’deki Küba Füze Kriziyle sonuçlanan ABD ile gergin ilişkilere yol açtı. Castro döneminde sağlık ve eğitim alanlarında iyileştirmeler yapılırken, ülke de diktatörlük kontrolü altına girdi ve rejimin düşmanı olduğu düşünülen herkes zulüm gördü ya da hapsedildi.

Diktatörlüğünden kaçmaya çalışan binlerce muhalif öldü ya da öldürüldü. Castro, aynı zamanda, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerdeki komünist devrimleri desteklemekle sorumluydu. Bununla birlikte, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nde yaşanan komünizmin çökmesi ve bunun Küba ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisi Castro’nun zaman içinde bazı kısıtlamaları hafifletmesine neden oldu. Sağlık sorunları sebebiyle Fidel Castro, resmi olarak yetkisini 2008’de kardeşi Raúl Castro’ya devrederken, yine de Küba’da ve yurt dışında siyasi nüfuza sahipti. Fidel Castro, 25 Kasım 2016’da 90 yaşında vefat etti.

Fidel Alejandro Castro Ruz, 13 Ağustos 1926’da Birán yakınlarındaki Küba’nın doğu Oriente eyaletinde dünyaya geldi. İki kardeşi Raúl ve Ramón’un da aralarında bulunduğu altı çocuğun üçüncüsiydü; Üç kız kardeşi daha vardı; Angela, Emma ve Agustina. Babası Ángel, aslen İspanya’dan zengin bir şeker plantasyonu sahibi idi ve işinin çoğunu Amerikalı Birleşik Meyve Şirketiyle yapardı. Annesi Lina Ruz Gonzalez, Fidel’in doğumunda Ángel’in ilk eşi Maria Luisa Argota’nın hizmetçisiydi. Fidel 15 yaşına geldiğinde, babası ilk evliliğini sonlandırıp Fidel’in annesiyle evlendi. Fidel 17 yaşındayken resmi olarak babası tarafından tanınmış ve ismi Ruz’dan Castro’ya dönüşmüştür.

Cizvit özel yatılı okullarda eğitim gören Castro, Küba’nın yoksulluğuna karşın zengin koşullar altında büyüdü. Erken yaşlardan itibaren Castro entelektüel olarak üstün yetenekli olduğunu gösterdi ancak aynı zamanda sıkıntı yaratan biriydi ve sporla ilgilendi. Castro, 1945’in sonlarında mezun olduktan sonra Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi ve Küba milliyetçiliği, anti-emperyalizm ve sosyalizm gibi ideojilere yöneldi ve daha çok siyasete odakladı.

Castro, 1947’de Küba’da hükümeti reformist yapmak için kurulmuş olan anti-komünist bir parti olan Partido Ortodoxo’ya da katıldı. Kurucusu olan Küba cumhurbaşkanı adayı Eduardo Chibas, 1948 seçimlerini kaybetti ancak Castro’ya ateşli bir öğrenci olmasına ilham kaynağı oldu.

Bu arada Castro, Küba’da zengin bir siyaset ailesinden gelen Mirta Díaz Balart ile evlendi. 1949’da Fidel adında bir çocuğu oldu. Evlilik Castro’yu daha zengin bir yaşam biçimine ve politik bağlantılara maruz bıraktı. Bununla birlikte, aynı zamanda Karl Marx’ın çalışmalarına ilgi duydu. Ancak Mart 1952’de General Fulgencio Batista liderliğindeki bir darbeyle hükümeti devirdi.

Batista kendini diktatör olarak ilan etti ve hükümetini Birleşik Devletler tarafından tanınmasını sağladı. Buna karşılık, Castro ve Partido Ortodoxo’nun diğer üyeleri, “Hareket” adlı bir grup kurup ve bir ayaklanma planladılar. 26 Temmuz 1953’te Castro ve yaklaşık 150 adamı, Batista’yı devirme girişiminde bulunup, Santiago de Küba dışındaki Moncada kışlasına saldırdı. Bununla birlikte, saldırı başarısız oldu ve Castro yakalandı, yargılanıldı ve 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kardeşi Raúl da hapsedildi.

Hapsedillen Castro, grubunun adını “26 Temmuz Hareketi” olarak değiştirdi ve yazışma yoluyla etkinliklerini koordine etmeye devam etti. O ve destekçileri nihayet 1955 yılında Batista hükümeti ile af sözleşmesi yaparak serbest kaldı ve Raúl ile Meksika’ya gitti ve burada devrimlerini planlamaya devam ettiler.

Meksika’da Castro, diğer Küba sürgünleri ve Arjantinli isyancı Ernesto “Che” Guevara ile görüştü ve Latin Amerika’nın yoksullarının durumunun ancak şiddetli bir devrimle düzeltilebileceğine inandı. Che, Castro’nun grubuna katıldı.

1958’den itibaren Castro ve güçleri, bir dizi askeri harekat başlattı. Castro’nun çabaları, büyük destek gördü. Batista hükümeti çöktü ve Ocak 1959’da Batista Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı. Castro, 32 yaşındayken Küba’nın kontrolü altına almak için yürüttüğü gerilla mücadelesini başarıyla tamamladı.2 Aralık 1956’da Fidel Castro, doğudaki Manzanillo yakınlarındaki 80’den fazla direnişçi ve az miktarda silah bulunan bir Granma gemisiyle Küba’ya döndü. Kısacası, Batista’nın güçleri saldırganların çoğunu öldürdü veya yakaladı Fakat Castro, Raúl, Guevara ve diğerlerinin birçoğu adanın güneydoğu kıyısındaki Sierra Maestra dağına kaçmayı başardılar. Castro’nun giderek büyüyen güçleri önümüzdeki iki yıl boyunca Batista hükümetine karşı gerilla savaşı düzenledi.

Geçici hükümet hızla kuruldu, Manuel Urrutia başkan ve José Miró Cardona başbakan oldu. Castro, kalabalığa hitap etmek için Havana’ya geldi. Şubat 1959’da Miró birdenbire istifa etti ve Castro Küba’nın başbakanı olarak ant içti. Bu arada Batista hükümetinin yüzlerce üyesi yargılandı ve infaz edildi.

Castro, adadaki ABD ekonomik hakimiyetini sona erdirmek için fabrikaları ve plantasyonları ulusallaştırarak kapsamlı reformları gerçekleştirdi. Bu reformlar, Küba ile ABD arasındaki ilişkilerde ciddi bir gerilime neden oldu.

Bu süreçte Castro defalarca komünist olmayı reddetti. Nisan 1959’da Castro ve bir heyet Amerika’yı Ulusal Basın Kulübü konukları olarak ziyaret etti. Castro, turunu tanıtmak için tanınmış bir halkla ilişkiler firması kiraladı, ancak Başkan Dwight Eisenhower, onunla bir görüşmeyi reddetti.

O Mayıs, Castro, arazi büyüklüğünü sınırlayan ve yabancı mülk sahipliğini yasaklayan ilk Tarım Reform Yasasını imzaladı. Görünürde, niyet bağımsız çifçileroluşturmaktı. Gerçekte ise bu program, devletin arazi kontrolüne ve çiftçilerin sadece devlet çalışanlarına dönüşmesine yol açtı. 1959’un sonunda, Castro’nun devrimi, Başkan Urrutia da dahil olmak üzere askeri ve hükümet liderlerinin tasfiyesiyle ve Castro’nun politikalarını eleştiren herhangi bir medyanın bastırılmasıyla radikalleşti.

Castro hükümeti de Sovyetler Birliği ile ilişkiler kurmaya başladı. SSCB, Küba savunma kurulunun düzenlenmesine yardım etmek için 100’den fazla İspanyolca konuşan danışman gönderdi. Şubat 1960’da Küba, Sovyetler Birliği’nden petrol almak için bir ticaret anlaşması imzaladı ve diplomatik ilişkiler kurdu. Küba’daki ABD’ye ait rafineriler bu petrolü işlemeyi reddettiklerinde Castro onları kamulaştırdı ve Birleşik Devletler de Küba’nın şeker ithalat kotasını keserek misilleme yaptı ve böylece iki ülke arasındaki onlarca yıllık tartışmalı bir ilişki başlamış oldu.

3 Ocak 1961’de, başkan Dwight Eisenhower Küba hükümeti ile diplomatik ilişkileri koptu. 14 Nisan’da Castro resmi olarak Küba’yı sosyalist bir devlet ilan etti. Üç gün sonra, Castro rejimini devirmek için Domuzlar Körfezi’ne yaklaşık 1.400 Küba sürgünü saldırdı. Saldırıda yüzlerce direnişçi öldürüldü ve 1000’den fazla kişi yakalandı. ABD, herhangi bir katılımı reddetmesine rağmen, Küba sürgünlerinin Merkezi İstihbarat Dairesi tarafından eğitildiğini ve Amerikan silahlarıyla silahlandığını açıklandı. Yıllar sonra, Ulusal Güvenlik Arşivi, Amerika Birleşik Devletleri’nin Mart 1959’da Castro hükümetini devirmeyi planladığını ortaya koydu. İstila, Eisenhower yönetimi sırasında düşünülmüş ve isteksizce eylemini onaylayan Başkan John F. Kennedy’ye miras kalmıştı.

Castro, olayın gücünü pekiştirmek ve gündemini daha da yükseltmek için olayın üstesinden gelmeyi başardı. 1 Mayıs’ta Küba’da demokratik seçimlerin artık sona erdiğini açıkladı ve Amerikan emperyalizmini kınadı. Yılın sonunda, Castro kendisini Marksist-Leninist ilan etti ve Küba hükümetinin komünist ekonomik ve siyasi politikaları benimsediğini açıkladı. 7 Şubat 1962’de Birleşik Devletler Küba’ya tam bir ekonomik ambargo uyguladı.

Domuzlar Körfezi olayının ardından Castro, daha fazla ekonomik ve askeri yardımı kabul ederek Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerini yoğunlaştırdı. Ekim 1962’de Sovyet desteğine olan artan bağımlılığı, dünyayı nükleer savaşın eşiğine getirdi. ABD’nin Küba’yı istila etmesini engellemek için Castro ve Sovyet Başbakanı Nikita Kruşçev, Florida sahilinden sadece 90 mil uzakta olan Küba’da nükleer füze yerleştirme fikrini tasavvur etmeyi düşünüyordu. Kruşçev, hareketinin ABD’de konuşlandırılan Jüpiter füzelerine tepki olduğunu söyledi.

Kruşçev, Kennedy ve temsilcileri arasında 13 gün kaygı uyandıran gizli iletişimler sırasında Sovyetler, Amerika Birleşik Devletleri’nin Küba’yı istila etmeme konusundaki ortak anlaşması karşılığında füzeleri çıkarmayı kabul etti. Kennedy yönetimi de Jüpiter füzelerini Türkiye’den gizlice kaldırma kararı aldı. Castro aşağılanmıştı: Her iki süper güç de onu müzakerelerden tamamen terk etmişti.

Castro 1965’te Küba’nın Komünist Partisini devrimci örgütleriyle birleştirerek partinin başına başkanlık etti. Birkaç yıl içinde, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde emperyalizme karşı silahlı mücadeleyi desteklemeye başladı. Ocak 1966’da Castro, Üç Kıtada devrimi ve komünizmi teşvik etmek için Asya, Afrika ve Latin Amerika Halklarıyla Dayanışma Teşkilatı’nı kurdu. 1967’de Latin Amerika ülkelerinde devrimi teşvik etmek için Latin Amerika Dayanışma Teşkilatı’nı kurdu.

1970’lerde Castro, Angola, Etiyopya ve Yemen’deki Sovyet yanlısı güçlere askeri destek sağlayarak kendisini Üçüncü Dünya ülkelerinin önde gelen sözcüsü olarak tanıtmaya devam etti. Küba, bu dönemde Sovyet hükümeti tarafından halen sübvanse edilmesine rağmen sonuçta ekonomisi başarısız oldu.

Bu arada, ABD’nin Küba’yı istila etmeme konusundaki anlaşması, Castro rejimini başka şekillerde devirmeyi denemekten kaçınmadı. Yıllar geçtikçe, Castro patlayan purolardan mantar bulaşmış bir tüplü dalış takımından çeşitli CIA suikast girişimlerinin (Küba istihbaratına göre yaklaşık 638) hedefi oldu.

Castro’nun rejimi 10.000 yeni okul açarak ve okur yazarlık oranını yüzde 98’e yükseltti. Küba, bebek ölüm oranını 1.000 kişide 11 ölümle (yüzde 1.1) düşüren evrensel bir sağlık sistemi sunmaktadır. Ancak aynı zamanda, işçi sendikaları grev hakkını kaybetti. Bağımsız gazeteler kapatıldı ve dini kurumlar baskı altında tutuldu, sivil özgürlükler yok edildi. Onun döneminde binlerce kişi katledildi. Castro’nun yönetimi sırasında yüz binlerce Küba’lı ülkeden kaçtı.

1991’deki Sovyetler Birliği çöküşünden sonra Küba ekonomisini büyük bir çöküş yaşadı. Castro devrimi ivme kaybetmeye başladı. Ucuz petrol ithalatı olmadan ve Küba şekeri ve diğer mallar için istekli bir Sovyet pazarı olmadığından, Küba’da işsizlik ve enflasyon büyüdü.

Bununla birlikte Castro, ekonomik ekonomik koşullarda hükümeti kontrol altında tutmak konusunda oldukça ustalık içindeydi. ABD’ye ekonomik ambargoyu kaldırması yönünde baskı yaptı ancak reddedildi. Castro daha sonra yarı serbest piyasa ekonomisini benimsedi ve uluslararası yatırımları teşvik etti. Ayrıca ABD dolarını yasalaştırdı ve sınırlı turizmi teşvik etti.

1990’ların sonunda, Castro’nun yaşı ve esenliği üzerine spekülasyonlar ortaya çıkmaya başladı. Temmuz 2006’da yaptığı dramatik bir açıklamada, kardeşi Raúl’u ülkenin geçici lideri olarak seçti. Raúl, Castro’nun onlarca yıl emrinde ikinci olarak görev yapmıştı ve 1997’de halefi olarak resmi olarak seçilmişti. 19 Şubat 2008’de 81 yaşındaki Fidel Castro, bozulan fiziksel durumundan dolayı Küba cumhurbaşkanlığını kalıcı olarak bıraktı. Küba Ulusal Meclisi Raul Castro’yu aynı ay Küba’nın cumhurbaşkanı olarak resmen seçti. Castro, Küba’nın günlük işleriyle uğraşmamasına rağmen, Fidel Castro hem yurtiçinde hem yurtdışında belirli derecede politik bir etki yaptı.

Fidel Castro, 25 Kasım 2016’da 90 yaşında öldü. Kardeşi ve halefi Raúl Castro, bu ölüm ilanını Küba devlet televizyonunda yaptı. Castro’nun ölümünün ardından, Küba dokuz gün yas ilan etti. Bir kısım Kübalılar yas tutarlarken, bir kısım kübalılar ise onun ölümünü kutladılar.

Salih Uysal

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: