Türkiye’de Doksanlı Yılların İlk Dönemi

Turgut Özal, 1989 yılında Başbakanlık ve ANAP genel başkanlık görevini yürütmekteyken, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in görev süresinin dolması üzerine Cumhurbaşkanlığı’na aday olduğunu açıkladı. Aynı zamanda erken yerel seçimlerin yapıldığı bu yıl ANAP yalnızca %22 oy oranı alarak seçimlerde üçüncü olabilmiş (SHP %28 ve DYP %25,5) ve sadece üç ilde belediye başkanlığı kazanabilmişti (SHP 39, DYP 16, RP 5, MÇP 3). 1989 yılı aynı zamanda Bulgaristan Hükümeti’nin ülkesindeki birçok Türk’ü zorunlu göçe tabi tuttuğu yıl olarak da bilinir. Ağustos ayında Türkiye’ye gelen soydaşların sayısı 400.000’i geçmişti. Aynı zamanda doğu illerinde Olağanüstü Hal Bölge Valiliği kurulmuş ve buna göre tedbir alınmış şekilde idare ediliyordu. 17 Ekim tarihinde Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklayan Turgut Özal, kendi partisi içinde bir takım muhalif isimler olmasına rağmen, DYP ve SHP’nin katılmadığı oylamaların 3.turunda 31 Ekim 1989 tarihinde meclisteki 263 milletvekilinin oyu ile 8. Cumhurbaşkanı seçildi. O’nun Cumhurbaşkanlığı makamına geçmesiyle birlikte Yıldırım Akbulut başkanlığında yeni kabine oluşturuldu. Bu sırada ANAP ve SHP’den istifalar devam etti. SHP’nin içindeki istifa gerekçeleri ise genelde partinin doğu politikası ile ilgili fikir ayrılıkları yüzündendi. Öyle ki Paris’te yapılan Kürt Konferansına izinsiz katılan 7 milletvekili SHP’den ihraç edildi.

Bu yazımda böylesi bir dönemde Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Turgut Özal’ın başkanlık yıllarında ve sonrasında gerçekleşen ve ön plana çıkan bir takım olayları aktaracak ve dönemin genel resminin kafanızda canlanmasına yardımcı olmaya çalışacağım.

 

1990 YILI

Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal ettiği bu yıl Türkiye’de bölücü terör örgütü PKK’nin ve diğer bölücü örgütlerin ses getirmeye çalıştığı bir yıl olmuştur. PKK’nın en ses getiren eylemi Şırnak’ın Güçlükonak İlçesi’ne bağlı Çevrimci Köyü’nü basarak 12’si çocuk, ve 7’si kadın 27 kişiyi katletmeleri olmuştur. Hürriyet Gazetesi yazarı Çetin Emeç ve şoförü suikast sonucu, SHP eski milletvekili Bahriye Üçok kargoyla evine gönderilen bombanın elinde patlaması sonucu öldürülmüştür. Diğer taraftan eski MİT Müsteşarlarından Hiram Abbas, otomobilinin içinde uğradığı suikast sonucu öldürülmüştür. Yine onu takiben 1,5 ay sonra bir başka MİT personeli Ferdi Tamer de öldürülmüştür. Hava kuvvetleri irtica ile mücadele kapsamında 150’den fazla subay ve astsubayı ihraç ederken, cezaevlerindeki koşulları beğenmeyen Dev-Sol (DHKP/C) örgütünün başlattığı intikam hareketlerinde cezaevi ve savcıları katledilmiştir.

 

1991 YILI

1991 yılı olaylarını İncirlik Üssü’nden kalkan A.B.D. uçaklarının Irak’taki hedefleri bombalaması ile başlatabiliriz. CNN Televizyonu Irak’ın bombalanışını bütün dünyaya yayın yaparken ilk defa bir savaş canlı olarak Televizyonlardan yayınlanmıştır. Irak’taki savaştan kaçan Peşmergeler, Türkiye’ye sığınmaya başlamışlar, bir kısmı ise sınırı geçemeyerek mayınlar yüzünden ölmüş veya sakat kalmışlardır. Dev-Sol, Türkiye’deki terör etkinliklerine ara vermemiş, çoğu emekli bazı generaller örgüt militanlarının yaptıkları baskınlarla öldürülmüşlerdir. Nisan ayında tartışmalı “terörle mücadele yasası” mecliste kabul edilirken, Türkiye 1991 seçimlerine hazırlanmaya başlamıştır. Seçim öncesi iktidar partisinin ana kongresinde başkan değişince Mesut Yılmaz yeni hükümeti kurmuştur.

1991 seçimlerini tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamayan Süleyman Demirel’in genel başkanı olduğu DYP kazanmıştır (%27 oy, 178 milletvekili). ANAP bu seçimlerde ikinci olurken (%24 oy, 115 milletvekili), seçim öncesi iki yıl oldukça itibar kaybeden SHP 2 yıl önceki yerel seçimlere nisbetle oyunu yaklaşık %7 kaybederek üçüncü parti olabilmiştir. (%20,7 oy, 88 milletvekili). Meclis yemin töreni sırasında SHP’den milletvekili seçilen HEP kökenli milletvekillerinin bölücü tavırlar ortaya koymaları bu seçimlere damga vurmuştur. MÇP ile ittifak kuran Necmettin Erbakan önderliğindeki İslami parti RP dördüncü olurken (%16,8 oy, 62 milletvekili), eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in başındaki DSP ilk defa seçim barajını geçebilmiştir (%10,7 oy, 7 milletvekili).

Seçim sonrası DYP-SHP koalisyonu kurulurken, meclise girebilmek için RP ile ittifak kuran ve bu partiden aday olan Alparslan Türkeş, Kasım ayında RP’den istifa etmiş ve MÇP Genel Başkanı olmuştur.

 

1992 YILI

1992 Yılı 13 Mart’ta Erzincan’da yaşanan doğal deprem afetiyle 500 can kaybı ve 100.000’e yakın kişinin evsiz kalmasıyla sonuçlanırken, aynı zamanda Türkiye’de siyasi ve idari yönden büyük depremlerin olduğu bir yıl olmuştur.

PKK’ye destek söylemlerinden geri durmayan HEP kökenli milletvekilleri Leyla Zana ve Hatip Dicle, SHP’den istifa ederken, 21 Mart’ta kutlanan Nevruz kutlamaları Türkiye’yi kana bulamıştır. Van, Şırnak ve Cizre’de meydana gelen olaylarda PKK militanları ile güvenlik güçleri çatışmaya başlamışlar, çatışmalar 23 Mart’a kadar devam etmiştir. Bundan sonra da terör baskınları artarak devam etmiştir. En ses getiren terör eylemlerinden Şırnak’a bağlı Jandarma karakollarına yapılan baskınlarda 29 asker canını kaybederken, Tatvan’da bir minibüsü durduran PKK’lılar 15 yolcuyu katletmişlerdir. Bundan sonra da benzer saldırılar devam etmiş, Haziran ve Temmuz aylarında canice terör saldırıları yapılmıştır.

MÇP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, iktidardaki DYP-SHP koalisyonunu terörle mücadele kapsamında perde arkasından desteklerken, bu süreç içinde Eski Ülkü Ocakları Derneği Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu 5 milletvekili arkadaşı ile birlikte MÇP’den istifa etmişlerdir. Dev-Sol da terör etkinliklerini 1991’deki kadar olmasa da devam ettirmiştir. Bunlardan en başta geleni Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanı olan eski CHP milletvekili Kemal Kayacan’ın katledilmesi olmuştur. Ağustos ayında Şırnak’ı ablukaya alan PKK’lı militanlar ile güvenlik güçlerinin girdiği çatışmalar sabaha kadar sürmüş, 30 Ağustos’ta ise İran sınırından sızan PKK’lı teröristler Hakkari’de bulunan sınır karakoluna saldırmışlar ve çatışmalar 4 gün sürmüştür. Bitlis, Bingöl ve Diyarbakır’da haince saldırılar Ekim ve Kasım aylarında devam etmiştir.

1980 öncesi kapatılan siyasi partilerin geri açılmasına ilişkin kararın yürürlüğe girmesi ardından CHP tekrar açılmış ve SHP’den ayrılan Deniz Baykal genel başkanlığa seçilmiştir. Bundan sonra 12 milletvekili daha SHP’den CHP’ye geçmiş ve süreç içinde katılımlar devam etmiştir. 1992 yılında yapılan ANAP olağanüstü Kongresini Mesut Yılmaz’ın yeniden kazanması sonucu kongreyi kaybeden ve Özal’ın arka planda desteklediği Mehmet Keçeciler ile birlikte 15 milletvekili partiden istifa etmişler ve ANAP dağılma sürecine girmiştir.

16 Ekim’de Türk Silahlı Kuvvetlerinin başlattığı Kuzey Irak Sınır ötesi operasyonu 5 Kasım tarihine kadar sürmüş ve Hakurk kampı civarında şiddetli çarpışmalar olmuştur. Hava ve Kara kuvvetlerinin ortaklaşa düzenlediği operasyonda 1.800 teröristin öldürüldüğü TSK tarafından bildirilmiştir. Yurt içinde PKK’lı teröristler adına etkinlik gösterenler ise daha çok vatandaşlara yönelik saldırılarda bulunmuşlardır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, terör örgütü ile etkin mücadelesi 1993 yılının ilk aylarında da devam edecek ve bu kapsamda yurtiçinde Bingöl ile Kulp arasındaki dağlık bölgede etkinliklerini sürdüren PKK kampları bombalanacaktır.

 

1993 YILI

Türkiye’nin gündemi, Ocak 1993 tarihinden itibaren büyük ses getiren suikastlar, sabotajlar ve şüpheli ölümlerden oluşmuştur. 24 Ocak’ta Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu arabasına konan bomba ile katledilmiş, 5 Şubat’ta eski Maliye Bakanı Adnan Kahveci şüpheli bir trafik kazası ile hayatını kaybetmiş, 17 Şubat’ta Jandarma Genel Komutanı General Eşref Bitlis’in helikopteri sabotaj usulüyle düşürülmüştür. 7 Mart’ta Dev-Sol örgütünün Türkiye beyni Bedri Yağan, İstanbul’da Polis baskınıyla ölü ele geçirilmiş ve nihayet Cumhurbaşkanı Turgut Özal 17 Nisan 1993’te kalp krizi sonrası hayatını kaybetmiştir.

Turgut Özal’ın hayatını kaybetmesi sonrası Türkiye’nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel seçilmiştir. PKK’lılar bu dönemde de etkinliklerini azaltmamıştır. Bingöl-Elazığ Karayolunu kesen teröristler 33 eri kurşuna dizmişler, özellikle PKK’ya af kararnamesinin ertelenmesinin açıklanması sonrası Siirt’te Jandarma Karakolu baskını, Van ve Mardin’de sivil katliamı yaparak seslerini duyurmuşlardır.

Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı seçilmesi sonrasında Tansu Çiller, DYP Genel Başkanı seçilerek Türkiye’nin ilk kadın Başbakanı olmuştur. Tansu Çiller’in genel başkan seçilmesi DYP içinde ufak bir krizle atlatılmış, ANAP örneğindeki gibi çok büyük bir kriz yaşanmamıştır. DYP-SHP koalisyonu devam etmiş ancak SHP’nin olağanüstü kurultayında Genel Başkanlığa Ankara Belediye Başkanı Murat Karayalçın’ın seçilmesi ile birlikte başbakan yardımcısı Erdal İnönü kabineden istifa etmiş ve yeni bir sürece girilmiştir.

Türkiye 2 Temmuz 1993’te yeni bir provakatif olayla daha karşılaşmış ve Aziz Nesin’in içinde bulunduğu Sivas’taki Madımak Oteli yobazlarca ateşe verilmiştir. Bu olayda Aziz Nesin sağ kurtulurken, 37 kişi boğularak can vermiştir.

PKK’lılar Ekim ayında etkinliklerine hız vermişler, Siirt ve Batman’da köy baskınları ile sivil katliamı yapmışlardır. Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı General Bahtiyar Aydın Lice’de açılan ateş sonrası hayatını kaybetmiştir. PKK, ulusal yayın yapan gazetelere yönelik olarak yaptığı Güneydoğu’da çalışmayın tehdidi üzerine Diyarbakır’daki gazete temsilcilikleri bölgeyi terk etmişlerdir.

Karayolları ve İSKİ’de yolsuzluk davaları ülke gündemini oldukça meşgul etmiş, İstanbul eski Belediye Başkanı Nurettin Sözen, İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel ve İşadamı Halil Bezmen gibi isimler tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Ancak bir süre sonra Nurettin Sözen aklanmıştır.

 

1994 YILI

Tansu Çiller, Başbakanlık döneminde Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin gibi bazı SHP’liler ile sürtüşmüş ve koalisyon ilişkilerinin zayıflamasını beraberinde getirmiştir. Bunun yanında Tansu Çiller, devlet için çalışacak gizli yapılanmalar ile de işbirliği içinde olmuştur. Büyük uyuşturucu ve silah kaçakçısı olan ve PKK’ya yardım yaptığı bilinen Behçet Cantürk böylesi bir dönemde öldürülmüştür. Bunu takiben Leyla Zana’ya yakınlığı ile tanınan Güneydoğulu iş adamı Savaş Buldan (Pervin Buldan’ın kocası) ve arkadaşları aynı silahla beş ay sonra öldürülmüşlerdir.

Tansu Çiller’in ekonomik tedbirleri, işadamları ile arasının bozulmasına neden olmuştur. 26 Ocak’ta Türk Lirası, 1980 yılından beri ilk defa devalüe edilmiştir. Bu durum Merkez Bankası Başkanının da Tansu Çiller ile çalışılamayacağı görüşünü beraberinde getirmiş ve piyasalar kurtuluş ümidi olmayan bir çaresizliğe sürüklenmiştir. Dönemin TÜSİAD Başkanı Halis Komili, Tansu Çiller’i ağır bir dille eleştirmiştir. Böylesi bir kriz sonrası Dünya Bankası, Nisan ayında Türkiye’ye vereceği 100 milyon dolarlık krediyi askıya aldığını açıklamıştır. Türkiye, bunun üzerine 5 Nisan kararlarını açıklayacak ve tarihin en büyük kemer sıkma politikalarından birine hazırlanmaya başlayacaktır.

SHP’li Bayındırlık Bakanı Onur Kumbaracıbaşı’nın da ifade ettiği ve partililerince tepki ile karşılanan PKK’nın Devlet Kadrolarına sızdığı yönündeki açıklamalar, Genelkurmay istihbaratınca da doğrulanmış ve gizli yeni bir kriz ortaya çıkmıştır. TBMM, 6 DEP Milletvekilinin (Leyla Zana, Ahmet Türk, Hatip Dicle, Mahmut Alınak, Sırrı Sakık ve Orhan Doğan) dokunulmazlığını kaldırırken, Cumhuriyet tarihinde ilk olarak meclis çıkışında Polis tarafından gözaltına alınmışlardır ve idamla yargılanacakları açıklanmıştır. Aralık ayınca Mahmut Alınak ve Sırrı Sakık tahliye edilirlerken, diğer sanıklar 15 yıl hapis cezasına çarptırılmışlardır.

27 Mart 1994 tarihinde yapılan yerel seçimlerde en büyük çıkışı İslami kesimin partisi olan RP yapmış ve iki büyük ilde ve toplamda 31 ilde başkanlıkları kazanmışlardır. Geleceğe damgasını vuracak olan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da ve Melih Gökçek ise Ankara’da Belediye başkanlıklarına seçilmişlerdir. DYP, ANAP ve SHP ise ciddi oy kaybına uğramıştır.

1994 yılında yolsuzluk davaları önemli ölçüde Türkiye’nin gündemine oturmuştur. Yükselişte olan İslami siyasi gücün yolsuzlukları ortaya çıkarılarak önleri kesilmeye çalışılmıştır. Bu anlamda RP için çalışan Süleyman Mercümek’in bağlantıları ortaya çıkarılmıştır. İBDA-C militanları ile birlikte iş tutan Ayşegül Tecimer’in de kaçakçılıkları bu dönemde ortaya dökülmüştür. Batık işadamı Halil Bezmen’e ait trilyonlar değerindeki antika eserler ise Amerika’ya kaçırılmak üzereyken Mali Polis tarafından yakalanmıştır. Böylesi bir ortamda Yeni Demokrasi Hareketi adıyla Cem Boyner, Türk siyaset vizyonuna monte edilmek istenmiş ancak İslami ağırlığı olan kişilere nisbetle dış güçler tarafından çok daha az desteklenmiştir.

Yasadışı Dev-Sol (DHKP/C) örgütünün lideri Dursun Karataş, firarından 5 yıl sonra Fransa’da yakalanırken, Turgut Özal’ın 1989’da Amerika’dan getirterek Emlak Bankası’nın başına geçirttiği Engin Civan, mafya patronu Alaattin Çakıcı’nın adamları tarafından saldırıya uğramış ve bu olayın arkasından Özal’ın yakın adamlarından biri olan Selim Edes çıkmıştır. Alaatin Çakıcı’nın Türkiye’yi resmen tehdit ettiği konuşmasının ardından eski Adalet Bakanı Mehmet Topaç, DHKP/C militanları tarafından katledilmiştir.

 

1995 YILI

Türkiye’de, 24 Aralık 1995 seçimlerinde ilk defa laik hassasiyeti olmayan bir parti birinci oldu. Necmettin Erbakan önderliğindeki Refah Partisi tek başına iktidar olacak çoğunluğu sağlayamadıysa da %21,5 oy ve 158 milletvekilliği kazandı. DYP ve ANAP %19 küsur yaklaşık oranlarıyla 135 ve 132 milletvekili çıkartırlarken, DSP %14,5 oy oranı ile 76 milletvekili çıkarmıştır. Seçim öncesi iktidarın ortağı olan CHP ise çok zor bir şekilde seçim barajını aşmış ve %10,7 oy oranı, 49 milletvekili ile TBMM’ye girmiştir. Doksanlı yılların ilk yarısı özellikle Tansu Çiller’e perde arkası verdiği gizli destekle devlet stratejilerinin belirlenmesinde önemli rol oynayan Alparslan Türkeş’in partisi MHP ise %8,2 oy oranı ile seçim barajına takılmıştır.

Türkiye 1995 yılı içinde seçimlere gitmeden önce, idari dengeleri oldukça yerinden oynayacak bir süreç geçirmişti. Öyle ki yıl başında SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın uzlaşması sol siyasette yeni bir yol haritasını beraberinde getirmiş, Kürt siyaseti bu anlayışın dışında tutulmaya çalışılmıştır. Buna rağmen radikal sol grupların planladıkları eylemler bile koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümet koalisyonunu zedeleyecek duruma gelmiştir. Eylül ayında koalisyon bozulurken, İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in istifası sonrası yeni bir koalisyon kurulabilmiştir. Necdet Menzir’in bu davranışı daha sonra bakanlıkla ödüllendirilecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin en basiretsiz hükümet dönemi olarak görebileceğimiz bu süreçte Fethullah Gülen denilen cemaat lideri, TSK içindeki etkin hareketini başlatması şerefine Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanlarını çağırdığı iftar yemeğinde davet edebilmiştir.

PKK Terör örgütü ile mücadele için yeniden ulusal sınırlar dışına çıkılmış ve Kıbrıs Harekatından sonraki en kapsamlı çıkarma harekatı bu yıl gerçekleştirilmiştir. PKK ile etkin mücadeleye rağmen yurtiçinde ciddi güvenlik sorunu teşkil eden ve idari mekanizmalarının düzgün işleyebilmesine büyük ölçüde mani olan mafya yapılanmalarının birbirleriyle olan hesaplaşmalarına seyirci kalınmıştır. Güvenlik güçleri ve mafya yapıları arasındaki bağlantılar ve derin devlet yapılanmaları Türkiye’ye önü açılmaz sorunlar teşkil etmişlerdir.

Türkiye’nin yeni bir yola evrileceği 1995 yılı seçimleri öncesi Başbakan Tansu Çiller’in 4 Aralık 1995 tarihli konuşması Türkiye’nin ne denli içinden çıkılmaz bir yöne sürüklendiğinin de göstergesi gibidir. Aklı başında her ulussever Türk yurttaşının utanacağı sözlerde Tansu Çiller şöyle demiştir:

“ABD, Türkiye’nin Avrupa’ya girmesini istemiyordu. Bunu ben değiştirdim. Jeanne d’Arc gibiyim. Bu yüzden tarih beni yazacak.”

17/05/2017 Umut Eker

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: