Tuna Bulgarlarının İhtiraslı Hanı: Krum

Balkanlarda ve özellikle Tuna boyunda bulunan toplulukların içinde en yere sağlam basan ve teşkilatlı olanları Türk soylu olan Bulgarlar olmuştur. Konar-göçerliği terk eden ve yerleşik düzene geçerek daha çok tarımsal etkinliklere yönelen Bulgarlar, yerli Slavlar ile olan etkileşimleri ile birtakım değişimlere uğramalarına rağmen şaman inançlarını henüz 10. yüzyıla kadar değiştirmemişler ve bunun yanında Türk idari geleneklerine sahip bir şekilde var olmuşlardır. Dönemin emperyal gücü olan Bizans ise ezeli misyonu ile çevresindeki toplulukların hamisi ve denetçisi olma siyaseti gereği üzerinden Bulgarlar ile ilişki kurmuştur. Genellikle Bizans boyunduruğuna girmeme karakterini gösteren Bulgarlar ile Bizans İmparatorluğu arasında bu yüzden nispeten düşmanca bir seyir olmuştur. Tuna Bulgar Devleti’nin, tarih sahnesinde; askeri başarıları sayesinde en iyi tanınan önderlerinden olan Krum Han (802-814) döneminde bu düşman ilişkilerin doruk noktasına ulaşmıştır.

Bizans İmparatorluğu’na karşı ülkesini iyi savunan ve bir yandan da kalkındıran bir Han olan Kardam’ın (777-802) ardından Bulgarların Hanı olan Krum, bu sayede iyi bir siyasi mirasa sahip bir halde Tarih sahnesine çıkmıştır. Krum’un başa çıktığı dönemin –Orta Avrupa’nın bir yüzyıl öncesinde en kuvvetli devleti olan ve yine Türk soylu bir devlet olan- Avar Devleti’nin çöküşünün başladığı dönem olduğu düşünülürse, onların bu siyasi sahneden çekilmeleri ile birlikte yerini Krum’un doldurmak istediği anlaşılabilirdir. Nitekim önceden Avarlara tabi olan ve çoğunluğu Slav ağırlıkları olan topluluklar, Krum’un egemenliği altına girmeye başlamışlar ve bu sayede Krum, batıda Belgrad, güneyde Selanik ve kuzeyde Erdel’e kadar uzanmıştır. Ayrıca Tizsa nehrine kadar devletin sınırlarını genişletmeyi başaran Krum, Frank Devleti’ne sınır komşusu olmuştur.

Krum’un izlemiş olduğu genişleme siyasetinden oldukça rahatsız olan Bizans İmparatorluğu, döneminin İmparatoru 1.Nikephoros (802-811) gibi saldırgan bir baş ile Bulgarlara karşı vakit kaybetmeden harekete geçmiştir. Bulgarlara karşı Burgaz, Edirne, Filibe ve Sofya’dan oluşan güçlü bir savunma hattı oluşturan Nikephoros, zamanı geldiğini hissettiği henüz 807 yılında Bulgar topraklarına saldırmış ve Bulgarlar ile Bizanslılar arasında yoğun ve sürekli bir çarpışmalar dizisi böylece başlamıştır.

Aslında Krum’un kendi egemenliğinde Slavları birleştirme gayretine karşılık, İmparatorluk çıkarlarına büyük zarar verecek bu hareketi pek tabi kabullenmek istemeyecek olan Bizans İmparatorluğu (öyle ki kısa zaman önce Peleponnes’de bir Slav isyanı henüz başlamıştı) bu hareketin önünü kesmek için Anadolu’dan getirttiği halkı Balkanlar’daki Slav bölgelerine yerleştirmiş ve Bulgarlar ile Bizans İmparatorluğu arasındaki en temel çıkarsızlık bunun üzerine inşa edilmiştir.

Bizans’ın sindirme hareketlerine karşılık hücum yaparak yanıt veren Krum, ilk olarak o dönem henüz Bizans İmparatorluğu’nun bir şehri olan Sofya’yı 809 yılında dehşetli bir katliam ile birlikte ele geçirmiştir. Bizans İmparatorluğu’nun Slav zafiyetinden yararlanmak isteyen Krum, Makedonya’daki Slavları da İmparatorluğa karşı kışkırtmış ve bu bölge ile ilgili niyetlerini ortaya koymuştur. Egemenlik haklarına tecavüz edilen Nikephoros, 811 yılında bir kez daha güçlü bir ordu ile Bulgar topraklarına ve nihayet başkent Piliska’ya saldırmıştır. Nikephoros, Piliska’yı ele geçirip yağma etkinliklerine girişirken, Krum, çareyi Balkan Dağları’na kaçmakta bulmuştur. Bundan sonra Nikephoros ciddi bir askeri hata yaparak Krum’un peşine düşmüş ama Bizans birliklerini pusuya düşürmeyi başaran Krum, İmparator Nikephoros’un da içinde bulunduğu Bizans Ordusu’nun tümünü imha etmiştir. Krum’un bu başarısı sonrası İmparator Nikephoros’un kafatasından kadeh yaptırdığı rivayet edilir ve magazinci Tarih, Krum’u bu şekilde anar.

İmparatorlarını kaybettikleri 811 Pliska Bozgunu, Bizans’ı derinden etkilemiş ve itibarına ağır bir darbe vurmuştur. Bizans’ın yeni imparatoru Mikhail Rangebe (811-813) de Bulgarlar karşısında Bizans’ın durumunu düzeltmeyi başaramamıştır. Krum Han, bundan sonra saldırgan tavrını sürdürmüş ve savunmasız kalan Trakya topraklarını birer birer ele geçirmeye başlamıştır. 812 yılındaki Trakya akınları sırasında askeri gücü 30.000 atlı olduğu söylenen Krum, Filibe ve Burgaz kentlerini ele geçirmiş, bölge halkının bir kısmını tutsak almıştır. Krum’un gazabından kaçmayı başarabilenler ise ciddi bir göç hareketi başlatmışlardır.

Krum’un ilerleyişini sürdürmesi İmparatorluğu ele geçirme yürüyüşü gibi görülebilir. Ancak O, yine de usulen Bizans’a bir ültimatomda bulunmuş ve bu isteği Bizans idari yapısının ikiye bölünmesine yetmiştir. Krum’un koşullarının teklif edilmesinden yana Patrik Theodoros önderliğinde bir grup oluşsa bile toplanan konsey savaştan yana bir karar almıştır. 813 yılında Edirne yakınlarındaki Versinikaia’da yapılan meydan çarpışmasında Krum bir kez daha galip gelirken, belki de hatalı çekilmesi sonrası Bizans Ordusu’nun yenilmesine neden olan Ermeni kökenli komutan 5.Leon savaş sonrasında İmparator ilan edilmiştir.

Krum Han, İstanbul önlerine kadar geldikten sonra yeni İmparatora görüşme isteğinde bulunmuş ama burada zorlukla bir suikasttan kurtulmayı başarmıştır. Bizans’ın bu tertibi Krum’u daha da acımasız hale getirmiş ve Bulgar kuvvetlerinin katliamları artmıştır. Ancak İstanbul’u ele geçirme planları yapan Krum’un 814 yılındaki şüpheli ölümü, Bizans aleyhine esen rüzgarı bir anda durdurmuştur. Nitekim Krum sonrasında başa geçen Omurtag Han (814-831), 816 yılında Bizans İmparatorluğu ile 30 yıllık bir barış anlaşması imzalamış ve taraflar anlaşmaya sadık kalmışlardır.

12/11/2017 – Umut Eker

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: