Az Sevilen Padişah: Fatih Sultan Mehmed

Fatih Sultan Mehmed, hiç şüphe yok ki Osmanlı tarihinin en büyük padişahıydı. Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi olsa da, bugün anladığımız Osmanlı’yı, yani cihan imparatorluğunu kuran kişi Fatih Sultan Mehmed’ten başkası değildi. O, bu idealini gerçekleştirmek için pek çok adım atmıştı. Bunlardan en önemlisi şüphesiz, İstanbul’un fethiydi. Fatih Sultan Mehmed, büyük işler başarmış olsa da onun büyüklüğü yaşadığı devirde yeterince anlaşılamamıştır. İşte bu yüzden 3 Mayıs 1481 tarihinde hayata gözlerini yumduğunda aslında pek çok kişi üzülmemişti. Hatta, büyük tarihçi Franz Babinger, onun zehirlendiğini iddia ederken, kendi çevresinkiler tarafından da zehirlenmiş olabileceği, düşüncesini ortaya atacaktı. Peki bu nasıl olmuştu, yani Osmanlı’nın en büyük padişahı ne yapmıştı da, pek çok kişi onun ölümünü ister olmuştu?

Fatih ikinci defa tahta çıktığında, Çandarlı Halil Paşa ile karşı karşıya gelmişti. Çandarlı, Fatih’in deneyimsiz bir padişah olduğunu düşünüyor ve onun Bizans’a karşı, ılımlı bir politika izlemesi gerektiğini düşünüyordu. Oysa, Fatih bunun tam aksini düşünüyordu. Çandarlı’nın bu konuda ısrarcı olması, onun sonunu getirecekti. Ama, Fatih’in İstanbul’u kuşatmasına karşı çıkan tek kişi, Çandarlı değildi. Halk arasında bile kuşatmaya karşı olanlar vardı. Bilindiği üzere, İstanbul’un fetih edileceği şu hadis ile müjdelenmekteydi: “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur” Bu hadis, sahih kabul ediliyor olsa da İstanbul’un fetih edilmesine karşı çıkanlar da kendi görüşlerini hadisler ile meşrulaştırmaya çalışıyorlardı. İstanbul’un fethine karşı çıkanlar, İstanbul’un fethini kıyamet alameti ile özdeşleştiriyorlardı.1 Kıyamet alametini dile getirenlerin öne çıkarttıkları hadislerden birisi şuydu: “Bir tarafı karada ve bir tarafı denizde bulunan bir şehirden bahsedildiğini duydunuz mu ? Evet ya Resulullah. Beni Ishak’tan 70.000 kişi o şehre taarruz etmeden kıyamet kopmayacaktır.” Bu kehanet, şehrin fetih edilmesinin ardından da güncelliğini korudu.2 Modern öncesi bir toplum için bu tür kehanetler, oldukça önemliydi. Bu kehanetlere inanlar, Fatih’in ismini dolaylı da olsa “kıyamet kelimesi ile beraber kullanıyorlardı.

İskan politkalarının geçmişi Osman Gazi’ye kadar uzanıyor olsa da , Fatih İstanbul’u bir dünya başkenti haline getirmek istiyordu. Bu yüzden de iskan politkalarına çok önem veriyordu. Ama, iskan politikaları halk tarafından pek hoş karşılanmıyordu. İlber Ortaylı bir yazısında Fatih’i anlatırken şu cümleleri kulanmıştır: “her fetihte iskan için uzak diyarlara göç ettirilen geniş Karaman eyaletinin halkı, padişahın icraatından pek de memnun değillerdi ki onun bu tip uygulamalarını durduran veya yavaşlatan Mahmud Paşa’ya “veli” unvanını verdiler. “3 Fatih, iskan politikasında büyük başarılar sağladı. Onun politikaları sayesinde İstanbul’un nüfusu, yirmi beş yıl sonra yaklaşık iki kat artmıştı.4 Ama İlber Ortaylı’nın da belirttiği gibi pek çok kişi iskan politikaları yüzünden zarar görmüştü.

Fatih’in büyük hayalleri vardı ve bu hayaller için büyük paralar gerekiyordu. Fatih, bu sorunu sert mali tedbirler alarak çözmeye çalışmıştı.5 Bu tedbirlerden bir tanesi de yeni akçe çıkartmaktı. Fatih, bu tedbir çerçevesinde piyasada dolaşmakta olan akçenin dolaşımını yasaklıyor, yeni akçe çıkartıyordu. İnsanlar eski paralarını darphanelere teslim edip, yeni akçeler ile değiştirdiklerinde zarar ediyorlardı. Ama, devlet bu sayede kar elde etmiş oluyordu. Fatih’in diğer mali önlemleri de halkın zarar görmesine sebep olmuştu. Yani halk bu tedbirlerden hoşnut değildi.

Aşıkpaşazade’nin İstanbul’un fethinden sonra yaşananlar hakkında yazdığı şu cümleler de halkın Fatih’in bazı mali tedbirlerine tepkisini göstermesi bakımından önemlidir; “Padişah, İstanbul’ı kim feth itdi, subaşılığını kulı “Süleyman Bey’e virdi ve cemi vilayetine kullar gönderdi. Hatırı olanlar gelsün evler, bağlar, bağçeler, mülkler virelim didiler ve her kim geldiyse virdiler bu şehri mamur etdiler. Padişah yine emr kim ganiden ve fakirden evler sürdiler ve her vilayetin subaşılarına ve kadılarına ademler gönderdiler. Anlar dahı mübalağa evler sürdiler ve gelen halka dahı evler verdiler. Şehr kim mamur oldı bu verdikleri evleri mukata’aya (kiraya) vidiler öyle olıcak bu halka dahı güç geldi. Eytdiler kim bizi memleketimizden sürdiniz getürdiniz bu kafir evlerine girü virmek içün mi getirdiniz. Didiler. Ve bazısı avretini oğlanını kodı kaçdı.” Fatih, halkın bu hoşnutsuzluğunun farkına vardığında geri adım atmış ve şöyle demiştir: “Her ev kim virirsiz mülklüğe virin” Aşıkpaşazade, Fatih’in geri adım attığını yazdıktan sonra, yine eski uygulamaya geçtiğini de yazar.

Thucydides, ekonomik değişimlerin, büyük değişimleri de beraberinde getirdiğini öne süren belki de ilk tarihçiydi.6 Gerçekten de Fatih’in önlemleri yüzünden pek çok kesim ekonomik kayba uğramış, bu kayıplar bazı kesimlerin, ona karşı cephe almasında önemli etken olmuştu. Bu durum, ileride yaşanacak olan değişimin habercisiydi. Ama değişim ancak Fatih’in ölümü ile mümkün olabilirdi.

Fatih, hayata gözlerini yumduğunda, Karamanlı Mehmed Paşa yeniçeriler tarafından katledildi. Karamanlı Mehmed Paşa, Fatih Kanunnamesinin yazarıydı. Fatih’in politikalarında böyle büyük etkiye sahip olan bir kişinin katledilmiş olması, Fatih dönemine olan tepkiyi göstermesi bakımından önemlidir. Beyazıt’ın tahtta çıkmasının ardından, Fatih döneminin eylemleri ile hesaplaşıldı. Büyük tarihçi Halil İnalcık, Beyazıt’ın dönemini şu cümleler ile tanımlar: “Beyazıt devri kültür bakımından da Fatih zamanındaki ceryanlara tepkiyi simgeler. O, babası zamanında İtalyan sanatkarları tarafından Yeni Saray’ın duvarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı. Amasya’da beraberinde gelen ulemanın etkisi altında Şeriatın her alanda uygulayıcısı ve dikkatli bir takipçisi olarak kanun ve nizamlarda, idarede, Fatih devrinde çok genişleyen örfi devlet kanunları alanını daralttı.”7

Fatih’in hükümdarlık dönemi sancılı bir dönemdi. Çünkü, Fatih’in dönemi değişim dönemiydi. Hiç şüphe yok ki her değişim sancılı bir süreçtir. Fatih bir imparatorluk inşa ediyordu ve bu süreçte pek çok kişi zarar gördü. Gerek merkezileşme politikası çerçevesinde attığı adımlar, gerekse de yukarıda bahsettiğimiz politikaları, insanların Fatih’e cephe almalarına sebep olmuştu. Fatih, yaşadığı devirde, sevilmeyen bir padişahtı demek iddialı olur. Ama bir gerçek var ki pek çok kesim Fatih’i sevmiyor, hatta ona kin besliyordu. Belki de bu hoşnutsuzluk onun zehirlenerek, ölümüne bile sebep olmuştu. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, Fatih’den sonra gücü ele geçirenler, onun eylemleri ile hesaplaştılar. Fatih, Osmanlı’nın en büyük padişahıydı, ama bu gerçek onun hesaplaşılan, sevilmeyen kişi olmasını önleyememişti.

Batuhan AĞAŞ

Dipnot

  1. Feridun M. Emecen, “İstanbul’un Fethi ve Kıyamet Senaryoları”, Osmanlı Araştırmaları, 2003 s.196
  2. Feridun M.Emecen, age s. 203
  3. İlber Ortaylı, Defterimden Portreler, Timaş Yayınları, İstanbul 2011, s. 22
  4. Nedim İpek, Mehmet Taşdemir (edt.), Osmanlı’da İskan ve Göç, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Ankara 2003, s. 30
  5. Halil İnalcık, Devlet-i Aliye 1. cilt, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009, s.121
  6. Doğan Özlem ( edt.), Tarih Felsefesi I, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2012, s. 24
  7. Halil İnalcık, age s. 130

Batuhan Ağaş

1992 yılında İzmir'de dünyaya geldi. İlköğretim hayatını tamamladıktan sonra eğitimine bir meslek lisesinde devam etti ve Elektrik Bölümü mezunu oldu. Ardından ise Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Tarih bölümünden mezun oldu. Henüz mezun dahi olmadan pek çok önemli tarihçinin de yazar olduğu bir tarih dergisinde 1,5 yıl boyunca belli aralıklarla makaleler yayımladı. Tarihin her alanına ilgi duymakla beraber, asıl ilgi alanı Genel Türk Tarihidir. Aynı zamanda tarihtenyazilar.com'un kurucusudur.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: