İnsanlık Tarihinin Bilinen İlk Meclisi

İnsanlık tarihinin bilinen bu ilk “meclis”i dünyanın neresinde toplanmış olabilir? Sizin zannedebileceğiniz gibi Avrupa kıtasında, Batı’da bir yerlerde değil. Saygın meclisimizin, tiranların ve despotların geleneksel yatağı olan, dünyanın, siyasal meclislerin hiç bilinmediği düşünülen bir bölgesinde, Asya’nın Yakın doğu diye adlandırılan kısmında toplanmış olması şaşırtıcı gelebilir. Bu bilinen eski meclis, Dicle ile Fırat ırmakları arasında, Basra Körfezi ‘nin kuzeyinde bulunan ve kadim devirlerde Sümer diye adlandırılan yerde toplanmıştı. Peki, bu “meclis” ne zaman toplandı? Mö. üçüncü binyılda. O zamanlarda, Yakın Doğu’daki bu Sümer ülkesinde (kabaca bugünkü Irak’ın alt bölgesine karşılık gelir) yerleşik bulunan bir halk o günün dünyasında bilinen en yüksek uygarlığı geliştirdi.

Dört beş bin yıl önce Sümer, merkezlerinde anıtsal ve dünyaca ünlü kamu kurumlarının bulunduğu sayısız büyük kentiyle gurur duyardı. Komşu ülkelerle karadan ve denizden yaptıkları yaygın ticaret ağlarıyla, tüccarlarının işleri başlarından aşkındı. En ciddi düşünürleri ve aydınlarının geliştirdiği dinsel düşünce sistemi yalnızca Sümer’de değil neredeyse bütün kadim Yakın Doğu’da kutsal öğreti olarak kabul görmüştü. Yetenekli şairleri aşkla ve coşkuyla, tanrıları, kahramanları ve krallarına şarkılar söylerdi. Hepsinden önemlisi de, Sümerler kil üzerine kamıştan bir kalem yardımıyla yazılan bir yazı dizgesini aşama aşama geliştirdiler; böylece ilk kez insanoğlunun eylemlerini, düşüncelerini, umutlarını, arzularını yargılarını ve inançlarını ayrıntılı ve sürekli bir biçimde kaydetme olanağı doğdu. Dolayısıyla, Sümerlerin politika alanında da önemli ilerlemeler kaydetmiş olmaları şaşırtıcı değildir. Özellikle, kralların gücünü engelleyip, siyasal meclisin hakkını tanımakla demokratik yönetime doğru ilk adımları atmışlardır.

Görsel: Temsili olarak resmedilmiş Sümer şehri

Yazılı insanlık tarihindeki en eski “meclis”in toplanmasına neden olan politik durum şöyle özetlenebilir: Çok daha geç bir çağda Yunanistan’da olduğu gibi, MÖ. üçüncü binyılda Sümer, ülke üzerinde tam egemenlik kurmak için birbiriyle çatışan kent devletlerinden oluşuyordu. Bunlardan en önemlilerinden biri, Sümer efsanesine göre “krallığı “tufan”dan hemen sonra gökten inmiş olan Kiş’ti. Ama zamanla, Kiş’in oldukça güneyinde bulunan bir diğer kent-devleti, Uruk, gücünü ve etkinliğini Kiş’in Sümer’deki üstünlüğünü ciddi biçimde tehdit edecek kadar artırdı. Kiş kralı sonunda tehlikenin farkına vardı ve Urukluları eğer kendi hükümdarlığını tanımazlarsa savaş açmakla tehdit etti. İşte bu can alıcı noktada Uruk’un iki kurulu -ihtiyarlar ve eli silah tutan yurttaşlar- Kiş’e boyun eğip barış içinde yaşama ya da silahlara sarılıp bağımsızlık için savaşma yollarından hangisinin izleneceğine karar vermek için toplandı.

Uruk ile Kiş arasındaki mücadelenin öyküsü, başkarakteri Kiş’in ilk hanedanın son hükümdarı Agga ile Uruk kralı ve “Kullab’m efendisi” Gılgamış isimli Sümer destanında anlatılır. Şiir Agga’dan, Gılgamış’a bir ültimatom getiren elçilerin Uruk’a gelişiyle başlar. Gılgamış yanıtını bildirmeden önce “kentinin ihtiyarlar meclisinin önüne çıkar ve onlara ısrarla Kiş’e boyun eğmek yerine silahlara sarılıp zafer için savaşma ricasını yineler. Buna karşın “senatörler”in düşüncesi farklıdır; Kiş’e boyun eğip, barış içinde yaşamaktan yanadırlar. Bu karardan hoşnut kalmayan Gılgamış, “kentinin yurttaşlar meclisi”ne gidip ricasını onlara yineler. Bu meclisin üyeleri Kiş’e boyun eğmektense savaşma kararı alırlar. Gılgamış hoşnuttur ve beklenen mücadelenin sonuçları konusunda kendisine güvenir gibi görünmektedir.

Çok kısa bir süre içinde, Agga Uruk’u kuşatır ve Uruklular hayretler içinde kalır. Şiirin bundan sonrası pek açık değil, ama Gılgamış bir şekilde Agga’nın dostluğunu kazanmakta başarılı olup, savaşmadan kuşatmayı kaldırtmış gibi görünüyor.

Alıntı: Samuel Noah Kramer, Tarih Sümerde Başlar

Düşünceleriniz bizim için önemlidir. Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz...

%d blogcu bunu beğendi: