Genel Tarih

Hem Komünist Hem de Turancı: Mirsaid Sultangaliyev

Çarlık rejiminden büyük darbeler yiyen Müslüman Halk için Bolşevik Hareketi oldukça cazip bir hal almıştır. Ekim Devrimi sonrasında yaşanan iç savaş içinde Müslüman Türk Halkları örgütlemek ve Bolşevik yapmak Sovyetler için önemli bir görev haline gelmiş ve bu kapsamda Sultangaliyev’in rolleri çok önemli bir hale gelmiştir.

Ulusal Komünizm fikrinin kurucusu sayılan Tatar asıllı Mirsaid Sultangaliyev 1892 yılında Rus Çarlığı’nın egemenliğinde bulunan Başkurdistan Bölgesinde bir köyde öğretmenlik yapan bir babanın oniki çocuğundan biri olarak dünyaya gelmiştir. Rus Çarlığı’nın genişleme hedefleri doğrultusunda gerçekleştirdiği ve büyük hüsranla sonuçlanan 1904-1905 Japon-Rus Savaşı sonrasında yaşanan sefalet ve bu durumun bir yansıması olarak Çarlık rejimine karşı gelişen şiddetli muhalifin hüküm sürdüğü süreç içinde temel eğitimini sürdüren Sultangaliyev, Rusya’daki İslam Kültür hayatının merkezi olan Kazan kentindeki Eğitim Enstitüsüne 1907 yılında giriş yapmıştır.

Sultangaliyev, birçok okumuş Kazanlı Müslüman gibi İsmail Gaspıralı ve Yusuf Akçura gibi aydınların gündemde tutmaya çalıştıkları Türk toplulukların milli ve kültürel birliği sağlamaları halinde varlıklarını sürdürebilecekleri inancını taşıyan Türkçü ideallere sahip olmuştur. 1912 yılında Tatar köylerinde öğretmenlik yapmaya başlayan Sultangaliyev daha sonra Rus egemenliği altında yaşayan Müslüman Türklerin birlikteliği fikrini ortaya koymak ve bu düşünce çerçevesinde fikirlerin yayılmasını sağlayacak bir akım oluşmasını sağlamak için çeşitli gazetelerde görev yapmaya da başlamıştır. Çarlık Rusya’sına karşı Sosyalist fikirler ile mücadele eden grupların kendi arasındaki çekişmesi sonucu Bolşevik ve Menşevik isimli gruplara bölünmesi ile birlikte Menşeviklerin yayınlamış olduğu bir gazetede yazmaya başlayan Sultangaliyev bu yıllarda parlamış ve dar bir çerçevede tanınmıştır. Ancak 1917 yılında yarım kalan Şubat Devrimi sırasında Bakü’de eğitmenlik görevini sürdüren ve bundan sonra Bütün Rusya Müslümanları Kongresi’ne çağrılan Sultangaliyev, Bolşeviklerin Lenin önderliğinde Çarlık rejimine darbe indirecekleri Ekim Devrimi öncesinde Tatar Bolşevik Molla Nur Vahidov’un etkisiyle Bolşevik saflarına geçmiş ve Vahidov’un yardımcısı olarak Müslüman Sosyalistler Komitesi’ne katılmıştır. Bundan sonra Sultangaliyev’in hayat çizgisi tümüyle değişmiş ve içinde olduğu komite bir tür komünizme hazırlama okulu gibi etkinlik göstermiştir.

Sultangaliyev’in Bolşeviklerin safına geçmesiyle birlikte Tatar Sosyalistlerin önderliğini Bolşevikler ele almış ve Müslüman Sosyalistler Komitesi’nin etkinliği de bundan sonra hızla artmıştır. Vahidov ve Sultangaliyev’in izlemiş olduğu siyasetin tüm doğu halklarının ulusal kurtuluşu görüntüsü altında Müslüman Türk halkların Rus egemenliğinden kurtulması ve bir nevi milliyetçilik düşüncesi taşıması henüz bu dönemde Bolşevik bazı çevrelerin gözünden kaçmamıştır. Tatar önderlerin enternasyonalizme inanmadıkları fikri üzerinden Rus Bolşevikler ve Tatar Bolşevikler arasındaki ufak çaplı bir iç çekişmenin de başlaması da kaçınılmaz olmuştur. Ancak Çarlık Rejimine karşı yapılacak ortak mücadelenin öneminin büyüklüğü bu çekişmeyi gölgede bırakmıştır.

Lenin’in önderliğinde gerçekleşen Ekim Devrimi sürecinin başında Kazan kentinin yönetimini Bolşeviklerin ele geçirmesiyle birlikte bu kent Sovyetlerin en güçlü olduğu yerlerden biri haline gelmiş, Sultangaliyev ise kentin yönetimi için kurulmuş komiserliğin üyeliğine getirilmiştir. Ekim Devrimi sonrasında yaşanan iç savaş içinde Müslüman Türk Halkları örgütlemek ve Bolşevik yapmak Sovyetler için önemli bir görev haline gelmiş ve bu kapsamda gerek Vahidov ve gerekse Sultangaliyev’in rolleri çok önemli bir hale gelmiştir. Sultangaliyev’in, Ekim devrimini büyük bir coşkuyla karşılamasına karşılık Lenin ve özellikle Stalin’den daha farklı bir sosyalizm görüşü olduğu muhakkaktır. Zaten Komünist Partinin içinde olmasının nedeni de ezilen halkların silkinmesini sağlamak amacıyla antiemperyalist bir mücadele içinde olmalarıdır.

Çarlık rejiminden büyük darbeler yiyen Müslüman Halk için Bolşevik Hareketi oldukça cazip bir hal almıştır. Stalin’in başına geçirildiği Milletler Halk Komiserliğine bağlı bir yapıda kurulan Müslüman Komiserliğinin başına Vahidov getirilirken Sultangaliyev de onun yardımcısı olmuştur. Bu komiserliğin etkin çalışmaları ile Müslüman Kızıl Ordu kurulmuş ve Türk halkları kısa sürede Bolşevik organizasyon çerçevesinde örgütlenmiştir. Sultangaliyev’in önderliğindeki Müslümanlar da Müslümanlar için önemli sosyal ve kültürel birtakım kazanımları kısa süreliğine de olsa elde etmişlerdir. Komünizm’in İslamiyet ile bağdaşmadığı gibi bir algının olgunlaşması fırsatı da doğmamış hatta tam tersi düşünce Müslümanlar arasında hızla yayılmıştır.

Rusya’da devrim başarıya ulaşmasına rağmen Bolşevikler merkezi Rusya dışında yeterince güçlü olamamışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından 1918’de çar yanlısı generaller, İngiltere, Fransa ve ABD’den aldıkları maddi ve askeri destekle “Beyaz Ordu”yu kurmuşlar ve Bolşeviklere karşı saldırıya geçmişlerdir. Devrimin sorunsuz ilerlemesi için Müslümanların katkısının öneminin farkında olan Bolşevikler, bu süreçte Müslüman Türk halklara oldukça yakın davranmış, Sultangaliyev de bu durumu bir fırsata dönüştürerek Rusya’daki tüm Türkleri tek bir çatı altında birleştirebileceği bir Turan Cumhuriyeti’nin kurulabileceği fikrinin olgunlaşmasını sağlamıştır. Sözkonusu durumla ilgili ilk girişim Tatar ve Başkurtların birleştirileceği Tatar-Başkurt Cumhuriyeti veya İdil-Ural adlı bir devlet kurulması olsa da bu yaşanan iç savaş nedeniyle bu girişim başarısız kılınmıştır. İç Savaş sırasında Müslüman Kızıl Ordu’nun başarılarına rağmen bir ara Kazan kenti Beyaz Ordu’nun eline geçmiş ve bu sırada Vahidov öldürülmüştür (Kasım 1918). Sultangaliyev bundan sonra Müslüman Bolşeviklerin tek önderi haline gelmiş ve 1919 Eylül’ünde kent Beyaz Ordu’dan temizlenmiştir. Bolşevik Ordu Komutanı olan ve daha sonra Türkiye’ye büyükelçi olarak atanacak olan Frunze, Türkler olmadan devrimin gerçekleşemeyeceği kanısına burada erişmiştir.

Bolşevik Devrimi’nin kesin başarıya doğru ilerlemesi ve Beyaz Ordu’nun etkisinin kırılmasıyla birlikte bu kez Bolşevikler, ulusalcı hareketlerin büyümesinin engellenmesi yönünde bir tavır takınmışlar ve ulusal hareketlerin devrime zarar vereceği endişesini dile getirmeye başlamışlardır. Bu andan itibaren Sultangaliyev’in söylemleri Bolşeviklere açık bir muhalefet şekline dönüşmeye başlamıştır. Devrimin doğuya doğru yayılması gerektiği ve taktik açıdan kötü yönetildiğini söyleyen Galiyev, devrim mücadelesinin Hindistan, Afganistan ve İran üzerinden yürütülmesi fikrini savunmuştur. Sultangaliyev’in muhalif tutumu gün geçtikçe Komünist Parti içindeki itibarını sarsmış ve doğal olarak Müslüman halkın kazanmayı amaçladığı kazanımlar da geri plana atılmıştır. Öyle ki süreç içinde Müslüman Komiserliği örgütünün adı Doğu Halkları Komünist Örgütleri Merkez Bürosu adını almış, 1920 yılında ise sayısı 300.000’e ulaşmış olan Müslüman Kızıl Ordu lağvedilmiştir. Sultangaliyev’in de yetkileri de önemli ölçüde elinden alınmış ve Turancı hareket büyük bir darbe yemiştir. Aslında Sultangaliyev, devrim gerçekleşse bile kendi ideallerine fırsat tanımayacaklarını bile bile bir umut ile ilerici Rus aydınlarının desteğiyle Müslüman Türklerin hayalini gerçekleştirebilecekleri proleterya devletinin kurulabileceği fikrini aklından çıkarmamış ve ölene kadar da bunun mücadelesini vermiştir. Lenin’in samimiyetine olan inancı da mücadelenin ilk başında onun itici gücü olmuştur.

1921 yılında Bolşevikler iç savaştan zaferle çıkarak tüm Rusya’da otoriteyi sağlamışlardır. 1922 yılında devletin federal yapısı konusunda tartışmalar yaşanmış, Milliyetler Halk Komiseri olan Stalin tüm cumhuriyetlerin Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içinde özerk nitelikte teşkilatlanmaları gerektiğini savunurken, Lenin buna şiddetle karşı çıkarak tüm cumhuriyetlerin eşit statüde, egemenlik haklarının korunduğu birleşik bir federasyon planı hazırlamıştır. Plana göre her cumhuriyete birlikten ayrılma hakkı verilmiştir. Sonunda federasyonun oluşturulmasında Leninist ilkeler kabul edilmiş ve 30 Aralık 1922’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen kurulmuştur. Sultangaliyev ise Stalin gibi tehlikeli bir düşmana rağmen mücadelesini sürdürme zorunluluğu hissetmiş ve yeni kurulmuş olan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devleti içinde Türk halklarının ekonomik açıdan olmasa bile milli kimlikleri açısından özerk olabilmeleri adına katkı sunmuştur. Ancak Komünist Parti içinde çok güçlü bir konumda olan Stalin’in sert muhalefeti sonrasında Parti düşmanlığı ve Milliyetçilik suçlamaları ile karşılaşmış ve 1923 yılında tutuklanmış bir süre sonra salıverilmiştir. Lenin’in 1924 yılındaki ölümü sonrasında bile Sultangaliyev, Türk Komünistleri gizliden örgütleyerek Turan idealinden vazgeçmemiş hatta Stalin’e karşı muhalefetin güçlü isimleri olan Buharin ve Troçki gibi isimlerle temas kurmuşsa da 1929 yılında yeniden tutuklanmıştır. Zaten Sovyetler Birliği, Lenin’in ölümü sonrasında Stalin’in diktası altına girmiş ve eşitlikçi ilkeler yok sayılmaya başlanmıştır. Bunun en güzel örneği Lenin iktidarı sırasında Milli Sorunun Çözümü sloganının yerinin Milli Sorunun Aşılması sloganın almasıdır. Bundan sonra tüm Müslüman örgütler Rus Komünist Partisi çatısı altında toplanmışlardır. Sultangaliyev’in 1933 yılında cezası sürgüne çevrilmiş, 1938 yılında yeniden tutuklanmıştır. Sultangaliyev’in gizli örgütlediği Turancı Türk Komünistler ile mücadeleye oldukça önem veren Stalin birçok ismi partiden tasfiye ederken önemli bir kısmını da idam ettirmiştir. Sultangaliyev de 1940 yılında tutuklu olduğu hapishanede bir Rus İstihbarat Servisi Adamı tarafından öldürülmüştür.

Sosyalizmin Müslüman toplumlarda gerçekleşme şansı olduğuna inanan ve şimdiye kadar Çarlık rejimi altında ezilen Türk ulusunun bir gün silkinerek proleterya ülkesini kuracakları umudunu taşıyan fakat Stalin tarafından yenilgiye uğratılan Komünist Devrimci Sultangaliyev, verdiği mücadeleden ötürü tarihin en önemli Türkçülerinden biri olarak görülebilir. Örgütleme yetenekleri sayesinde Orta Asya’daki büyük bir kesim ölümünden sonra bile yıllar boyu onun öngördüğü Turan idealine inanmaktan vazgeçmemiştir. Ancak bize göre Sultangaliyev’e verilen birtakım güvencelerin arkasında yatan neden aslında Müslümanların Komünizm’e verecekleri destek için önemli görülen bir oyalama olduğudur. Özellikle Lenin ve Stalin, Sultangaliyev’in gerçek niyetini bilseler veya ondan şüphe duysalar bile onun Müslümanlar üzerindeki nüfuzundan yararlanma yolunu seçtikleri ve Komünist Devrim’in gerçekleşmesi için onu kullandıkları fikri tarih okumalarımızdan çıkardığımız bir sonuçtur.

Umut EKER -01/09/2017

KONU İLE İLGİLİ KAYNAKLAR:
Carr E., Bolşevik Devrimi – 1 (Çev.: Orhan Suda), Metis
Devlet N., 1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Millet Meclisi, Ötüken
Kakınç H., Sultangaliyev ve Milli Komünizm, Bulut
Yücel M.U., Rusya Tarihi – İstanbul Ü. AUZEF Ders Notları,2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: