Osmanlı Tarihi Yakın Tarih

Çanakkale Deniz Zaferi ve Mustafa Kemal’in Çanakkale Zaferindeki Önemi

18 Mart 1915 tarihi Çanakkale deniz savaşlarının kazanıldığı gündür. Çanakkale’yi geçmek için o günün şartlarında Dünyanın en büyük ve görkemli donanma filosu kurulmuştu. Yaklaşık 100 gemi ve 250 ağır topa sahiplerdi. Ayrıca yeni hizmete giren Kraliyet zırhlıları Queen Elizabeth ile Irresistible gemileri de filodaydı.

Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi…

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.

İstiklal marşımızın şairi büyük vatansever Mehmet Akif, Şam-Medine demiryolunun üzerinde bulunan “El-Muazzama”istasyonunda beklerken yazdığı müthiş Çanakkale şiirinde Çanakkale şehitlerini böyle anlatıyordu.

Mehmet Akif’in de söylediği gibi Çanakkale’yi tarihe gömmek istesek gömemeyiz. Çünkü Çanakkale tarihte eşine çok az rastlanan, bir milletin topyekün genciyle, yaşlısıyla vatanı için savaşarak kazandığı bir zaferdir.

Eğer Çanakkale Zaferi olmasaydı ne Mustafa Kemal olurdu, ne de kurtuluş savaşı. Doğal olarak bugün biz de bağımsız olamazdık.

Bu yüzden Çanakkale’ye 1. Dünya Savaşı’nda kazandığımız bir zafer olarak bakmak yerine Cumhuriyet’e giden yolda başlangıç noktası olarak bakmak gerekir.

9 Eylül 1922 tarihinde Türk ordularının İzmir’e girişiyle sonuçlanacak büyük zafere giden yol 18 Mart 1915 tarihindeki büyük zaferle başlamıştır.

Peki 18 Mart 1915 tarihinde ne yaşanmıştır?

Çanakkale Deniz Savaşı ve 18 Mart

18 Mart 1915 tarihi Çanakkale deniz savaşlarının kazanıldığı gündür. Bugün Çanakkale’yi geçmek isteyen müttefik donanmasının Çanakkale boğazında perişan edildiği gündür.

Çanakkale’yi geçmek için o günün şartlarında Dünyanın en büyük ve görkemli donanma filosu kurulmuştu. Yaklaşık 100 gemi ve 250 ağır topa sahiplerdi. Ayrıca yeni hizmete giren Kraliyet zırhlıları Queen Elizabeth ile Irresistible gemileri de filodaydı.

Liman Von Sanders Paşa’nın emir subayı Binbaşı Erich Prigge, iki ordu arasındaki farkı şöyle ifade etmiştir:

“…bir tarafta 20. yüzyıl mühendisliğinin ve Avrupa tekniğinin başyapıtı olarak gövde bulan İngiliz zırhlı ve ağır toplarla donatılmış savaş gemileri, bir tarafta Türk askerlerine mermi taşıyan, iki tekerlekli, öküzlerin çektiği Truva Savaşı’nın ilkel arabası…”

İki ordu arasında işte bu kadar büyük fark vardır.

Çanakkale Deniz Savaşları 18 Mart 1915 tarihinde bir günde kazanılmadı. Müttefik donanmasının Çanakkale’de görüldüğü ilk tarih 27 Eylül 1914’tür. İlk saldırı ise 3 Kasım 1914 tarihinde Seddülbahir kalesine yapılmıştır. Bu saldırıda 81 er ve 5 subay şehit olmuştur.

Bu ilk saldırıdan sonra, denizaltı saldırıları olsa da deniz harekatının gerçek anlamda başladığı tarih 19 Şubat 1915’tir.

62 parça gemi ve 440 top mermisiyle yapılan saldırı sonuçsuz kalmıştır. 18 Mart’a kadar aralıklarla yapılan saldırılar her seferinde geri püskürtülmüştür.

Savaşın kaderini değiştiren gün ise 8 Mart 1915 tarihinde Nusrat mayın gemisinin boğaza döşediği 26 mayındır.

Yüzbaşı Hakkı bey komutasındaki Nusrat mayın gemisi döşediği 26 mayınla Türk’ün sadece bilek gücünü değil akıl gücünü de göstermiştir.

Çünkü 26 mayını boğazın en kör noktasına kıyıya paralel döşemiştir. Bunun önemini anlamanız için biraz daha açık anlatayım.

Çanakkale boğazında savaş öncesi Almanlarla beraber döşediğimiz 10 mayın hattı, toplamda yaklaşık 300 mayın vardır. Bu mayınlar boğaza paralel şekilde döşenmiştir.

Yüzbaşı Hakkı bey ise 26 mayını Erenköy koyu denilen boğazın en kör noktasına kıyıya paralel döşemiştir.

Yüzbaşı Hakkı beyin özellikle Erenköy koyunu seçmesinin bir nedeni vardır. Burası Türk toplarının menzil dışında kalan ve müttefik gemilerinin Türk topçularının ateşinden kaçarak sığındığı limandır.

Ayrıca boğazdaki mayın hatlarını taramakla görevli olan mayın tarama gemilerinin boğazı taraması için gemilerin çekildiği yerdir.

18 Mart 1915 tarihindeki büyük saldırı saat 11:00 de Triump zırhlısının top ateşiyle başladı. Kumkale ve Seddülbahir yoğun top ateşine maruz kaldı. Queen Elizabeth Hamidiye Tabyası’nı, Inflexible ise Mecidiye Tabyası’nı top ateşine tutuyordu. Türk toplarının menzili kısa olduğu için bu saldırılara cevap veremedi.  Bu sırada Agamemnon ve Inflexible gemileri Türk ateşiyle yara alır.

Savaşın kaderi öğleden sonra değişti. Önce Fransızların Bouvet isimli gemisi Nusrat mayın gemisinin döşediği mayınlara çarparak 3 dakika içinde batar.

Bouvet’in batışından sonra İngilizlerin İrresistible gemisi bordasından büyük yara alarak batmaya başlar. Geri çekilmeye çalışırken o da Nusrat mayın gemisine çarparak batar.

İrresistible gemisi batarken yardım etmeye çalışan Fransız Ocean gemisi de Nusrat mayın gemisinin  döşediği mayınlardan birine çarparak batar.

Akşam saat 18:00 de müttefik donanması geri çekilme kararı alır. 18 büyük kruvazörünün 3 ü batmış, 4 tanesi ağır hasar almıştır.

Batan ve ağır hasar alan gemilerin isimleri şunlardır:

Batanlar: Bouvet, İrresistible, Ocean

Ağır hasar alanlar:  Suffren, Agamemnon, İnflexible, Gaulois

Ya Mustafa Kemal Olmasaydı?

Bugün 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümü ancak bugün 18 Mart’ı kutluyorsak bunu Çanakkale Kara Savaşlarında kazanılan zafere ve Mustafa Kemal’e borçluyuz.

Eğer Çanakkale Kara Savaşlarında kazandığımız zafer ve Mustafa Kemal olmasaydı bugün kutlayacağımız bir 18 Mart da olmazdı.

Bazı tarih cahillerine böyle anlatınca ‘’Abartmayın canım ya Mustafa Kemal sadece bir yarbaydı. Savaşı askerlerimiz kazandı’’ diyor.

Elbette her savaş askerlerle anılır ama zaferler komutanlarla anılır. Nasıl ki İstanbul’u Yeniçeriler fethetti değil de Fatih fethetti diyorsak Çanakkale zaferi de Mustafa Kemalsiz yazılamaz. Çünkü savaşın en kritik noktalarında olan ve zaferi getiren kişi Mustafa Kemal’dir.

Ayrıca Mustafa Kemal, Çanakkale savaşında sıradan bir yarbay değildir. Savaşa bir Tümen komutanı Yarbay olarak başlamıştır fakat 4 ay sonra Anafartalar Grup komutanlığına yükselmiştir.

Daha net anlamanız için şöyle anlatayım.  Çanakkale savaşı başladığında 1 Tümen komutanıyken 4 ay sonra 10 tümenin, yaklaşık 130 bin askerin komutanlığını yapmıştır. Liman von Sanders’ten sonra cephedeki en yetkili kişi olmuştur.

Anafartalar grup komutanlığına getirildikten sonra kazandığı 1. ve 2. Anafartalar Zaferiyle Türk ordusuna kesin zaferi kazandırmıştır.

Şimdi soruyorum. Bir savaşın en üst yetkili 2. Komutanı yok sayılarak bir savaş anlatılabilir mi? Hem de bu komutan savaşı sonuçlandıran kesin ve büyük taarruzu gerçekleştirmişse yok sayabilir misiniz?

Tabii ki hayır. Çanakkale demek Mustafa Kemal demektir.

Mustafa Kemal’in Çanakkale cephesinde görev alması bile kendi isteği ve çabasıyladır.

Bugün bazılarının kahraman olarak göstermeye çalıştığı Enver Paşa’ya rağmen Çanakkale cephesinde görev almıştır.

Nasıl mı? Kısaca anlatayım.

Mustafa Kemal Çanakkale’de savaştan önce de görev yapmış ve bölgeyi tanıyan bir komutandır. 21 Kasım 1912-26 Ekim 1913 tarihleri arasında Bahr-i Sefid Boğazı Kuvve-i Mürettebesi Harekât Şube Müdürü olarak  Fahri Paşa’nın  emrinde Bolayır’da görev yapmıştır.

  1. Dünya savaşı başladığında Mustafa Kemal, Sofya’da askeri ataşe olarak görev yapmaktadır. Savaş başladıktan sonra bir cephede görev almak istediğini Harbiye nezaretine yazdığı halde olumlu cevap alamamış, Sofya’da kalmasının daha uygun olduğu söylenmiştir.

Bunun üzerine Mustafa Kemal tarihe geçecek şu telgrafı çekmiştir:

“Vatanının müdafaasına ait fiili vazifelerden daha mühimi ve Mübeccel(aziz) bir vazife  olmaz.  Arkadaşlarım muharebe  cephelerinde,  ateş  hatlarında  bulunurken, ben Sofya’da ataşemiliterlik yapamam Eğer birinci saf zabiti olmak liyakatından mahrum isem ve kanaatini bu ise lütfen açıkça söyleyiniz’’ (Atatürk Araştırma Merkezi dergisi, 10. cilt,30. sayı;30. cilt Atatürk Araştırma Merkezi, 1994  s.690)

Bu telgraftan sonra Çanakkale cephesinde yedek tümen olarak görevlendirilen 19. Tümen komutanı olarak görevlendirilmiştir.

Ancak bu noktada da trajikomik bir durum vardır. Mustafa Kemal 19. Tümen komutanı olarak atanmıştır ama Harbiye nezaretine gelip görev belgesini almak istediğinde hiç kimsenin 19. Tümen adında bir tümenden haberi yoktur. Mustafa Kemal bu durumu şöyle anlatmıştır:

“Büyük bir ciddiyetle herkese On Dokuzuncu Tümen Komutanı olduğumu söylüyordum, oysa ki böyle bir tümenin varlığından kimsenin haberi yoktu. Adeta sahtekâr vaziyetinde idim.” (Orhan Çekiç –Imparatorluk’dan Cumhuriyet’e Türk Kurtuluş Savaşı belgeseli: 1917-1920 s. 59)

Mustafa Kemal, 19. Tümenin nerede olduğunu öğrenmek için önce Enver Paşayla görüştü. Ancak  Enver Paşa da böyle bir tümenden haberi olmadığını söyleyerek kendisini Genelkurmay’a yönlendirdi.

Mustafa Kemal Genelkurmaya geldiğinde de 19. Tümenin nerede olduğunu bilen yoktur. Sonunda biri bu tümenin Çanakkale’deki Liman von Sanders komutasında olabileceğini  söyleyerek Liman Paşanın Kurmay başkanı Kazım (Özalp) beyle görüşmesini söylemiştir. Mustafa Kemal ile Kazım bey arasında şöyle bir diyalog geçmiştir:

‘’- Bizim bilgimizde böyle bir tümen yoktur. Ama olabilir ki Gelibolu’da bulunan Üçüncü Kolordu yapmakta olduğunu bildiğimiz yeni örgütlenmeler arasında yeni bir tümen kurmak düşüncesindedir. Bir kez de oraya başvurulursa gerçek anlaşılır.

– Yani benim komutanı olduğum tümen var mıdır yok mudur, bunu anlamak için Gelibolu’ya mı gideceğim?

– Evet, doğrusu budur.’’ (Falih Rıfkı Atay – Çankaya: Atatürkʼün doğumundan ölümüne kadar Pozitif yayınları 2004 s. 97)

İşte Çanakkale savaşı kahramanı Mustafa Kemal’in Çanakkale’ye atanması böyle gerçekleşti ve 25 Şubat 1915 tarihinde Maydos’a gelerek göreve başladı.

Enver Paşa’nın Çanakkale savaşındaki 2. Hatası ise ordu komutanı olarak Liman von Sanders’i atamasıdır.  Liman Paşa vasat bir Alman komutanıdır ve Çanakkale savaşında yanlış stratejileri yüzünden fazladan onbinlerce askerin şehit olmasına neden olmuştur.

En büyük hatası orduyu yarım adanın iç tarafında mevzilendirip kıyıda  çok az birlik bırakmasıdır. Stratejisine göre düşman karaya çıktıktan sonra püskürtecektir. Mustafa Kemal bu stratejiye karşı çıkmıştır. Düşmanın karaya çıktıktan sonra püskürtülmesinin çok daha zor olacağını anlatmaya çalışmıştır.

Liman Paşa’nın 2. stratejisi ise düşmanın Saros’tan karaya çıkacağını düşünmesidir. Arıburnu gibi dik bir yamaçtan karaya adım atacaklarını aklına bile getirmemiştir. İşte bu noktada Mustafa Kemal’in dehası ortaya çıkmış ve kendi inisiyatifiyle tümenini Arıburnu’na hareket ettirerek savaşın ilk günden kaybedilmesine engel olmuştur.

Eğer 25 Nisan 1915 tarihindeki Anzak çıkarması başarılı olsaydı savaş başlamadan bitecekti. Çünkü düşman ordusu Türk ordusunu arkadan kuşatarak Gelibolu’ya hakim olacak ve Türk ordusunu denize doğru püskürteceklerdi.

Mustafa Kemal, Arıburnu’ndaki üstün mücadelesi yüzünden 30 Nisan 1915 tarihinde günümüzde üstün hizmet madalyasına denk gelen İmtiyaz madalyasıyla ödüllendirilmiştir.

Arıburnu, Mustafa Kemal için sadece bir başlangıçtır. Conkbayırı, 1. Ve 2. Kireçtepe Muharebeleri ve Anafartalar Muharebelerinde de baş rolde Mustafa Kemal vardır.

Savaşın en kritik cephelerindeki başarılarından dolayı Tasvir-i Efkar gazetesinin 29 Ekim 1915 tarihli sayısında Çanakkale kara savaşlarının kahramanı olarak gösterilmiştir. Gazete Mustafa Kemal’în yanında deniz savaşının kahramanı olarak Cevat Çobanlı Paşa’nın fotoğrafını yayınlamıştır. Gazetenin haberi şöyledir:

“Çanakkale Kara Savaşları’nda olağanüstü yararlılık gösteren, olağanüstü şeref ve şanlı muharebe yapan, boğazları, halifelik makamı olan İstanbul’u kurtaran komutanlarımızdan güçlü, hamiyetli, saygın Albay Mustafa Kemal Beyefendi.” (Tasviri Efkar29 Ekim 1915)

Ancak gazetenin bu haberi kısa süre sonra Enver Paşa tarafından cezalandırıldı. Hem Mustafa Kemal’în fotoğrafı kaldırıldı, hem de 10 gün yayın yasağı cezasına çarptırıldı

O dönemde Tasvir-i Efkar gazetesinde çalışan Abidin Daver, Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’e uyguladığı sansürü şöyle anlatmıştır:

‘’Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’i fena halde kıskanıp çekemediğini söylemiştim ya, Paşa merhum bu resmi görünce küplere binmiş; İstihbarat şubesi Müdürü Seyfi Bey de esasen fena halde köpürmüş, ve önce sansür zabitini üç gün hapsettiler, bizi de cepheye göndermek tehdidiyle müthiş surette haşladılar. Bereket versin ki, Yunus Nadi Bey mebustu. Bu yüzden gazeteyi kapamaktan çekindiler. Fakat sonra bir bahane icat ettiler, “Tasvir-i Efkâr” ı on gün müddetle kapattılar. Buldukları bahane şuydu:

Şehremini İsmet Bey’in kardeşi Avni Bey Yeniköy dairesi belediye reisi tayin edilmişti.

“– Vay “kardeşi” kelimesini ilave ederek bu haberi yazdınız, bunda kötü niyet var “dedilerdi.” (Kaynak: Cemalettin Saraçoğlu 20. Asır: 28/1/1956)

Çanakkale Savaşı işte böyle zorluklarla kazanıldı.

Sonuç olarak Çanakkale Zaferi tarihimizin, bugün bağımsızlığımızın en önemli zaferlerinden biridir

Son sözü İngiliz General C.F. Aspinall Oglander’in yorumuna bırakalım. General Oglander şöyle diyor:

“Tarihte bir Tümen komutanının üç muhtelif yerde, vaziyete nüfus ederek yalnız bir muharebenin değil, aynı zamanda zaferin akıbetini celbi, bir milletin mukadderatına tesir yapacak vaziyet ihdasına nadiren rastlanır.” (C.F. Aspinall Oglander- , Büyük Harbin Tarihi Çanakkale Gelibolu Askerî Harekatı, Arma Yayınları, İstanbul, 2005. s.537-538)

TIBBIYELİ HİKMET

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: