Osmanlı Tarihi

Osmanlı Askeri Sisteminin Gelişimi

Toprakları genişleyen ve artık “Beylik” hüviyetinden çıkarak gerçekten bir “Devlet” kimliğine bürünen Osmanlılarda düzenli bir ordu kurulması gereği anlaşılmıştır. Bu düzenli birlikler, 1326 yılında Bursa’nın alınması ve başkent yapılmasının hemen sonrasında Orhan Bey döneminde oluşturulmuştur.

Osmanlıların devlet kurmadan önce ve ilk kuruluş yıllarında düzenli askeri birlikleri bulunmuyordu. Osmanlı’ya bağlı her aşiret içinde bulunan ve Gaziler veya Uç Beyleri adıyla anılan atlı kuvvetler, herhangi bir askeri etkinlik yapılacağı sırada ulakların yolladığı haberler ile bir araya geliyorlardı. Bu kuvvetler çok hareketli ve tahrip güçleri oldukça fazlaydı. İzmit, İznik ve Bursa gibi şehirlerin fetihleri sırasında kaleler etrafına küçük kuleler kurmak, böylelikle kentlerin dış bağlantılarını kesmek suretiyle kuşatıp, teslim almaya çalışmışlardır.

Yapılan fetihler sonrası toprakları genişleyen ve artık “Beylik” hüviyetinden çıkarak gerçekten bir “Devlet” kimliğine bürünen Osmanlılarda düzenli bir ordu kurulması gereği anlaşılmıştır. Bu düzenli birlikler, 1326 yılında Bursa’nın alınması ve başkent yapılmasının hemen sonrasında Orhan Bey döneminde oluşturulmuştur. Kapıkulu Ocakları adı ile bilinen ve ilk olarak biner kişilik yaya ve atlı kuvvetler oluşturularak kurulan merkezi ordunun asker sayısı giderek artmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Boğazı’nı geçerek Rumeli topraklarında başlattığı fetihler sonrasında artan asker ihtiyacı, Osmanlı’nın geleceğine damga vuracak yeni bir uygulanmayı da beraberinde getirmiştir. 1363 yılında çıkartılan ve Pençik denilen kanun sayesinde fetihler sırasında ele geçirilen esirlerin beşte birine el konulmuş ve bunların Yeniçeri Ocaklarına alınması yoluna gidilmiştir. Kapıkulu Ocakları bünyesinde kurulan ilk Yeniçeri Ocağı, Edirne’nin fethinden sonra tahta çıkan 1. Murad döneminde bu şehirde kurulmuştur. Edirne 1368 yılında başkent yapılacaktır. Pençik Yasası sayesinde elde edilen gelirler artış gösterirken, bu ele geçirilen esirler sayesinde merkezi yapı kuvvetlendirilmiştir.

Pençik Yasası kapsamında Osmanlı bünyesine alınan gençlerin, Müslüman ailelerin yanına verilerek Türk-İslam geleneklerini öğrenmeleri sağlanmış, Acemi Ocaklarında ise askeri eğitimleri verilmiştir. 1. Murad zamanında açılan ilk Acemi Ocağı, Gelibolu’da kurulmuştur. Burası hem Yeniçerilerin hem de sarayda görev yapacak Kapıkullarının yetiştirildiği bir askeri okul niteliğinde olmuştur.

Osmanlılar, Edirne’yi başkent yaptıktan sonra Balkanlar üzerine yaptığı etkinlikleri arttırdıktan sonra Filibe ve Dimetoka gibi Trakya’daki önemli kentleri askeri üs olarak kullanmaya başlamıştır. Bu üsler, Osmanlı’nın artan etkin gücüne darbe vurmak için 1364 ve 1371 yıllarında yapılan Sırp Sındığı ve Çirmen savaşları sırasında etkili rol oynamış ve bu savaşların kazanılması Osmanlıların bölgedeki egemenliklerini sağlamlaştırmalarını sağlamıştır.

Osmanlı’nın Rumeli ve Balkanlarda teşkilatlanmasını tamamlamasıyla birlikte burada kurduğu tımar yapıları hem bölgenin Türkleşmesine katkı sağlarken hem de askeri yapının koşullarının iyileşmesine katkı sunmuştur. Tımarlı sipahiler, Osmanlı’nın eyalet kuvvetlerini oluşturmuşlar ve Osmanlı’nın asıl savaş gücü ve insan kaynağı da bunlar olmuştur. Bu süreçte veziriazam makamının sahibi Çandarlı Halil Paşa’nın girişimleri önemli olmuştur. Özellikle Sultan Murad’ın hayatını kaybettiği 1. Kosova Zaferi (1389) sonrasında, Osmanlı’nın elde ettiği siyasi konum, bölge prensliklerinin kedilerine vasal olmasını sağlamıştır. Bundan sonra kendine vasal olan bu yapıların askeri birlikleri de Osmanlı’nın emrine girecekelerdir. Bayezid (1389-1402) döneminde bu durumdan hemen verim alınmaya başlanmıştır. Öyle ki 1396 yılında Niğbolu’da Macar Kralı Sigismund’un liderliğinde oluşturulan Haçlı ittifakının karşısında zafer kazanan ordunun içinde Sırp askeri birlikleri de önemli rol oynamıştır. Zaten Niğbolu Savaşı sonrası Vidin Bulgar Krallığı’nın yıkılmasıyla tüm bölge Osmanlı’nın emrine girmiştir.

Ancak Osmanlı Tarihi’nin içinde yer alan en önemli dönüm noktalarından birisi olan Ankara Savaşı (1402) yenilgisi, devleti siyasi bir durgunluğa ittiği gibi (Fetret 1402-1413) askeri kaynaklarını da yeniden gözden geçirmesi gereğini ortaya çıkarmıştır. Osmanlı devleti bu durumu telafi etmek için “Devşirme” sistemini uygulamaya başlamıştır. Bu sistem Sultan 1. Mehmed “Çelebi” (1413-1421) döneminde sınırlı olarak uygulanmışsa da 2. Murad (1421-1451) döneminde yasalaştırılmış ve yaygınlaştırılmıştır. 2. Murad’ın dönemi diğer anlarda da olduğu gibi kurmuş olduğu askeri yapı da yüzyıl boyuca bozulmaya uğramadan Osmanlı Devleti’nin güçlenmesine katkı sunmuştur. Devşirme usulü riskli bir sistem olmasına rağmen çok titizlikle uygulanmış olup, uzunca bir süre ciddi hiçbir sıkıntı ile karşılaşılmamıştır. O yüzden Devşirme sistemi Osmanlı’nın en başarılı olduğu politikaların başında gelmiştir.

Sultan 2. Mehmed “Fatih” (1451-1483) dönemine nasip olan İstanbul’un fethi sonrasında vakit kaybedilmeden burada Acemi Ocakları açılmış ve askeri yapı daha da sistemli bir hale sokulmuştur. Bu anlamda dönemin önemli askeri reformlarından sayabileceğimiz şekilde Cebeci ve Topçu Ocakları açılmış ve mevcut yapı içine monte edilmiştir. Yine Kapıkulu Süvarilerinin de iyileştirilmesine önem verilmiş, padişahın maiyet askeri olacak ve savaşlarda Padişah’ın otağını koruyacak olan Sipahi Bölüğü bu dönem de açılmıştır.

Osmanlı’nın gerek 2. Mehmed döneminde Akkoyunlulara ve gerek 1. Selim döneminde Safevi ve Memluklere karşı yapmış olduğu savaşlarda ne denli üstünlük kurduğu ve büyük silahlı gücü olduğu görülecektir. Sultan Süleyman dönemine (1520-1566) girildiğinde artık Osmanlı’nın çağdaşların çok üstünde bir askeri yapısı ve gücü bulunmaktaydı. Bu güç, birçok fethin yapılmasını sağlamasının yanında Avrupalı devletlere karşı ciddi bir tehdit unsuru olarak da kullanılmıştır.

Osmanlı’nın gücünün doruk noktasına çıktığı Sultan Süleyman dönemi sonrasındaki idari mekanizmasının bozulmasındaki etkenlerin en başında gelen kanun dışı iş ve ilişkilerin başlaması haliyle askeri yapının da bozulmasını beraberinde getirmiştir. Özellikle 3. Murad (1571-1595) döneminde Ocak düzenin bozulduğu ve ilk defa Yeniçerilerin ekonomik krizin sorumlusu olarak gördükleri devlet adamlarını teslim almak içis sarayı bastıkları görülür. Sipahi birlikleri de yine aynı şekilde 16. yüzyılın sonlarından itibaren bozulmaya başlamış ve giderek önemini yitirmiştir. Tımarlı sipahilerin ıslahının ne denli önemli olduğu hemen tüm devirlerde tespit edildiği halde, mevcut idari yapıdan kaynaklı olarak bozulmanın önüne geçilememiştir. 1578-1590 Safevi ve 1593-1606 yılları arasındaki Avusturya savaşları Osmanlı’nın silahlı güçlerinde ne denli bir kayıp oluştuğunu gözler önüne sermiş, iki cephede böylesi masraflı seferlere çıkılmasının getirdiği ekonomik sebepler de yine askeri yapıyı olumsuz etkilemiştir.

17. yüzılda Silahlı Kuvvetlerdeki düzensizlikler, Osmanlı bürokratik yapısını da felce uğratmıştır. Aslında her ikisindeki bozulmalar birbirini etkilemiştir desek de yeri olacaktır. Aslında bu yüzyılın ilk yarısında 1. Ahmed (1603-1617), 2. Osman (1618-1622) ve son olarak 4. Murad (1623-1640) gibi sultanların iktidarda olduğu dönemlerde Osmanlı kaybettiği adaleti bulma ve askeri başarılar elde etme adına önemli bir fırsat yakalamış ve olumlu bazı kıpırdanmalar yaşamış olsa da bunlar kalıcı hale dönüştürülememiştir. Hatta Sultan 2. Osman’ın Kapıkulları tarafından ortadan kaldırılması, Osmanlı tarihinde bu anlamda bir ilktir ve silahlı kuvvetleri kontrolden çıkarak hizipler savaşında kendi tarafına çekilmeye çalışılan bir unsur haline getirmiştir.

17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren iktidarda etkili olan Köprülü Ailesi döneminde, geçici bir rahatlatma yaşansa da Osmanlı’nın kronik sorunları çözülmemiş ve Osmanlı Devleti yeni bir bilinmezliğe sürüklemiştir. Silahlı kuvvetlerin cephede savaşmasının en etkili yöntem olacağı öngörüsünün kuvvetli olduğu bu dönemde Osmanlı’nın, Avrupa karşısında yeniden egemen güç olma isteği ile çıktığı ve yeterince güçlü bir ordu ve nitelikli bir komutan ile yürüdüğü ayrıca Kırımlı birliklerin desteğiyle hedeflerine ulaşacaklarını öngördükleri başarısız Viyana Kuşatması (1683) ve sonrasında elde edilen başarısızlıklar, Osmanlı askeri yapısını derinden sarsmıştır.

Sultan 1. Mahmud (1730-1754) dönemi içinde 1731 yılında gerçekleşen Patrona Halil İsyanı, Osmanlı’nın askeri nizamında kapanması zor ne denli büyük yaralar olduğunu göstermiştir. Sultan 1. Mahmud, ordunun ıslahı konusuyla oldukça yakından ilgilenmiştir. İlk olarak Tımar ve Zeamet kanununu yeniden ele alarak önemli bir girişim başlatmıştır. Yine Osmanlı topçu snıfına yeniden hayat verme gayesi ile Savoy Prensi Eugene’nin ordusunda görev yapmakta olan Kont de Bonneval, Humbaracı Ahmet Paşa adını alarak hizmete başlamış ve bir mühendislik okulu kurdurmuştur. Bu hareket, Osmanlı Ordusunda Batılılaşma gereği anlayışının öncüsü olmuştur. Aynı türden girişimler 3.Mustafa (1757-1774) döneminde de tekrarlanmıştır. Tüm çabalara rağmen Ruslar ile yapılan savaşın kaybedilmesi ve 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile büyük bir çaresizlik içine düşen Osmanlı için Kırım’ın kaybedilmesi Osmanlı’nın savaş gücünü dibe vurdurmuştur.

3. Selim’in (1789-1807) padişahlığı döneminde yeni bir ordu ortaya çıkarma ihtiyacı duyulmuş, Nizam-ı Cedid Ordusu da böylece kurulmuştur. Ancak Yeniçerilerin böylesi bir oluşumun karşısında olmaları yeni krizlerinde habercisi olmuştur. Nitekim 1808 yılında çıkan Kabakçı Mustafa isyanı sonrası bu Nizam-ı Cedid Ordusu ortadan kaldırılmıştır. Bundan sonra Osmanlı’nın Batı’yı taklit ederek askeri yapılanması zorunlu olmuştur. 2. Mahmud (1808-1839) diğer alanlarda olduğu gibi askeri alanda da batıyı örnek almış Sekban-ı Cedid ordusu kurulmuştur. Yıllarca Osmanlı’nın iç sorunlarında başrolü oynamış Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılmış ve onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusu kurulmuştur.

Tanzimat döneminde askerlik hizmetinin vatani bir görev olduğu prensip haline getirilerek, ocak sisteminin dışına çıkılmaya çalışılmış ve beş büyük ordu kurulmuştur. Bu orduların piyade ve süvari birlikleri için Fransız, topçu birlikleri için Prusya askeri düzenleri örnek alınmıştır. 93 Harbi’nde yaşanan başarısızlık sonrasında 2. Abdülhamid döneminde (1876-1908) Müslüman olmayan unsurların askerliği tartışma konusu olmuş, Hamidiye Süvari Alayları ise iktidarını sağlamlaştırmak için kurulmuştur. Bu dönem Almanya ile girilen iyi ilişkilerin içinde askeri alan da önemli yer tutmuş ve Almanya’dan gelen askeri heyetin önerileri doğrultusunda bir yenileştirme hareketi içine girilmiştir. Alman Paşaların eğitiminden geçen muvazzaf kadro içinden birçok askeri deha ortaya çıkmıştır. Bu askeri kadrolar, Osmanlı Devleti yerine Türk Ulusu’nun yükselmesinin gerçekleşeceği 20. yüzyılda, 1.Dünya Savaşı ve Ulusal Bağımsızlık savaşlarını veren askeri birliklerin başında kalitelerini göstermişlerdir.

Umut EKER 18/07/2017

YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Abdülkadir Özcan, Osmanlı Askeri Teşkilatı, TDV DIA İslam Ansiklopedisi
Ali Fuat Örenç, Osmanlı Tarihi III (1789-1908), İ.Ü. AUZEF Ders Notları
Arzu Tozduman Terzi, Osmanlı Teşkilat ve Kültür Tarihi, İ.Ü. AUZEF Ders Notları
Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: