MÖ 6. yüzyılın başlarında Atina kaynayan bir kazan gibiydi. Zengin toprak sahipleri saraylarında şölenler verirken, fakir çiftçiler kendi topraklarında borç kölesi haline gelmişti. Borcunu ödeyemeyen bir Atinalı, yalnızca evini değil özgürlüğünü de kaybediyordu. İnsan bedeni borca karşılık teminat sayılıyordu.
Şehir, iç savaşın eşiğindeydi.
Tam da böyle bir zamanda, Atina gözünü tek bir adama çevirdi: Solon.
Kılıçla Değil, Sözle Yükselen Bir İsim
Solon aristokrat bir aileden geliyordu. Gençliğinde askerlik yapmış, Megara’ya karşı verilen Salamis mücadelesinde adını duyurmuştu. Ama onu diğerlerinden ayıran şey kılıcı değil, kalemiydi.

Şiir yazıyordu.
Siyasi düşüncelerini dizelere döküyor, halkın önünde okuyor, adaletin ne olduğunu anlatıyordu. Atinalılar onda hem bilgeyi hem devlet adamını gördüler. Ve MÖ 594 yılında onu Arkhon, yani şehrin en yetkili yöneticisi seçtiler.
Görevi açıktı:
Ya Atina’yı kurtaracak ya da şehir parçalanacaktı.
“Yükleri Silkelerim” – Seisachtheia
Solon’un ilk büyük hamlesi tarihe Yunanca adıyla geçti: Seisachtheia – “yüklerin silkelenmesi.”
Bu sadece bir ekonomik karar değildi. Bir toplumun zincirlerini kırma girişimiydi.
Borç köleliği kaldırıldı.
Borcu yüzünden köle yapılan Atinalılar özgür bırakıldı.
İnsan bedeninin teminat gösterilmesi yasaklandı.
Bilgi Notu: Atina’daki borç krizi öyle derindi ki bazı çiftçiler, topraklarının sınırına borç taşları (horoi) dikmek zorunda kalıyordu. Solon’un reformlarıyla bu taşlar sökülmüş ve sembolik olarak “yükler” kaldırılmıştır.
Solon tüm ticari borçları mucizevi biçimde silmedi; ama sistemi kökünden sarstı. Artık bir Atinalı, borcu yüzünden zincire vurulamayacaktı.
Bu karar zenginleri öfkelendirdi. Fakirler ise daha fazlasını istiyordu.
Solon iki tarafı da tam memnun etmedi.
Belki de onu büyük yapan tam olarak buydu.
Soy Değil, Servet: Timokrasi
Atina’da yüzyıllardır yönetim soyluların elindeydi. “Kan bağı” her şey demekti.
Solon bu geleneği kırdı.
Toplumu servete göre dört sınıfa ayırdı:
Pentakosiomedimnoi, Hippeis, Zeugitai ve en altta Thetes.
Artık yalnızca aristokrat doğanlar değil, ekonomik güce sahip olanlar da yönetime katılabilecekti. En alt sınıf olan Thetes bile Halk Meclisi’ne katılma hakkı kazandı.
Bilgi Notu: Solon’un kurduğu sistem tam bir demokrasi değildi; ancak Halk Meclisi’nin (Ekklesia) güçlenmesi sonraki demokratik reformların temelini oluşturdu. Özellikle alt sınıfların jüri mahkemelerine katılması siyasal bilinç açısından önemliydi.
Şairin Siyaseti
Solon’un en güçlü silahı yasalarından çok sözleriydi.
Bir şiirinde şöyle diyordu:
“Bazı kötü adamlar zengindir, bazı iyiler fakirdir;
Ama erdemimizi onların servetiyle değiştirmeyeceğiz.
Erdem kalıcıdır;
Servetin sahibi ise her gün değişir.”
Bu sözler, onun siyaset anlayışını özetler:
Adalet, paradan üstündür.
Tiran Olabilirdi… Ama Olmadı
En ilginç kısmı belki de burasıdır.
Solon isterse tek adam olabilirdi. Halk desteği vardı. Yetkisi vardı. Gücü vardı.
Ama o tiranlığı reddetti.
Yasalarını yürürlüğe koyduktan sonra Atina’dan ayrıldı. Yaklaşık 10 yıl sürecek bir yolculuğa çıktı. Bu bir sürgün cezası değildi; bilinçli bir tercihti. Yasalarının baskıyla değiştirilmesini istemiyordu.
Bir lider düşünün ki, gücü elinin tersiyle itiyor.
Antik dünyada bu pek sık görülen bir şey değildi.
Bilgi Notu: Solon’un seyahatleri sırasında Mısır ve Anadolu’ya gittiği rivayet edilir. Bazı antik kaynaklara göre ünlü Lidya Kralı Kroisos ile de görüşmüştür.
Kitap Önerisi: Plutarkhos – Paralel Yaşamlar (Solon Bölümü), İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi.
Demokrasiye Giden Yolun İlk Taşı
Solon demokrasi kurmadı. Onun ardından Kleisthenes ve daha sonra Perikles gelecekti. Ama Solon olmasaydı, o kapı belki hiç açılmayacaktı.
O, iç savaşı engelledi.
Aristokrasiyi sınırladı.
Halkı siyasetin bir parçası haline getirdi.
Hukuku kişisel güçten üstün tuttu.
Küllerinden doğan Atina’nın ilk mimarı oydu.
Ve belki de en önemlisi, bize şu soruyu bıraktı:
Bir toplum zenginlikle mi ayakta kalır, yoksa erdemle mi?





historia civilis için bir cevap yazın Cevabı iptal et