Akkadlar Mezopotamya topraklarına geniş bir zaman dilimi içinde kuzeyden parça parça gruplar halinde geldiler. Geldikleri kültür merkezi tam olarak bilinmemekle beraber fiziksel özelliklerinden Hint-Avrupa ırkına ait olduklarını söyleyebiliriz. Gelen yabancılar, yerleştikleri topraklarda Sami ırkı ile birleşip kaynaştılar. Kuzeyden gelen insanlar ticaret ya da üretim yapmayı bilmedikleri için en iyi bildikleri şeyi yapıyorlar, savaşıyorlardı. Gelip yerleştikleri topraklarda, varlıklarını ve ekonomik üstünlüğünü sürdüren Sümerlerin kültürleri ile yoğurulup dinlerini, dillerini ve yazısını kullandılar. Bir nevi ekonomik baskı altında kalan Sümerler, bağımlı yaşamaya devam ediyorlardı.
Yabancı yerleşimciler Sümer devletinin merkezden uzak kuzey topraklarında kurulmuş olan Agade kentinde yoğunlaşmışlardı. İçlerinden biri kentin kralı Urzababa’nın emrinde görev yapmaktaydı (Farklı açıklamalara göre Baş muhasebeci ya da şarabını dolduran Saki olarak görev yapıyordu). MÖ 2350 yılında savaştan yenik düşen Kral, yanında görev yapan Sargon tarafından darbe yapılarak indirildi. Artık yeni kral tahta geçen Sargon olmuştu. Sargon kendini “Agade’nin Tanrısı” (Yöneticisi) ilan etti. Sümerlerin zayıflamasını fırsat bilen Sargon, diğer Sümer kentlerini bir bir ele geçirip işgal ederek tarihteki ilk imparator unvanını aldı. Yeni kurduğu devletin adını da çıkış yaptığı “Agade” kentinden dolayı “Akkad” koydu.
Egemen güç olan Akkad imparatoru Sargon, devletinde Sümer uygarlığının kültürünü devam ettirdi. Sümer tanrılarının inancını ve Sümer dilini ayrıca Çivi yazısını kullanmayı sürdürdü. Halk kendi içinde Akkadça konuşsa bile, tapınaklarda Sümerce öğretilip, tüm yazılı eserler Sümerce olarak kayıt altına alındı. Adına ve soyuna efsaneler düzenleyerek kendini yüceltti. Bunlardan en önemlisi daha sonra başka efsanelere de konu olan doğum şekliydi. Sargon’un doğum hikayesi şöyleydi; Sümer tapınaklarında görevli bir kadın hamile kalır. Tapınakta bakire olması gereken kadının doğum yapması üzerine bebeğini bir nehre bırakıp hayatının kurtulmasını sağlar. Bir işçi tarafından bulunan bebek daha sonra büyür ve Sargon olur. Kısaca hikayesini okuduğunuz bu efsane hem Musa’nın hem de İsa’nın doğumunda kullanılmıştır.

Sargon, Mezopotamya’da siyasi birliği sağlayarak kendisine “Şar Kişşati” (Kiş Kralı) unvanını uygun gördü. Hükümdarlığı döneminde Elam, Hurri devletlerini kontrolü altında tuttu. Dünyanın bilinen ilk imparatorluğunun sınırları, doğuda Karun Irmağından, batıda Akdeniz’e, güneyde Basra Körfezinden, kuzeyde Anadolu topraklarına kadar uzanmaktaydı.
Sargon’un Rimus ve Manishistu adlı iki oğlu vardı. Sargon’dan sonra yerine önce Rimus sonra da Manishistu geçti.
Akkadların ikinci güçlü dönemi ise Manihistu’nun oğlu olan Naram Sin döneminde gerçekleşti. Dedesi Sargon kadar ünlü ve güçlü bir hükümdar olmuştu. İmparatorluğun sınırlarını daha da genişletip devleti güçlendirmişti. Adına düzenlenen “Şartamhari” metinlerinde Anadolu’daki 17 Krallığın birleşmesinden oluşan ve başında Hatti kralı Pampa’nın komuta ettiği bir orduya karşı savaştığı anlatılır.
Akkadlı bir görevlinin “Tello” (Girsu) kentinde bulunan silindir mühründe Naram-Sin’in unvanları arasında “Akkad’ın tanrısı, evrenin fatihi” gibi Naram-sin’in şahsına atfedilen ve olağanüstü gücünü ifade eden tanımlar bulunmaktadır. Bundan Naram-Sin’in Tanrı-Kral olarak ölümsüzleştirildiği anlaşılmaktadır.
Naram-Sin’den sonra başa geçen krallar beklenen başarılı yönetimi gösteremediler. Bu sıralarda güçlenmiş olan Gutiler, Akkadların yıkılmasını sağladılar.
Dışarıdan gelen savaşçı kavim Akkadların, Mezopotamya kültürüne bıraktıkları en önemli etkilerden biri kadının değersiz görülmesi ve kadını eşya statüsünde tanımalarıydı. O zaman kadar Sümer kültüründe kadın erkek kadar değerli idi. Kadın, erkeğin sahip olduğu tüm haklara sahipti. Ancak Akkadlardan sonra kadın eski değerini bulamadığı gibi daha da değersizleşti. Bu durum aynı coğrafyada bulunan sonraki tüm kültürlere aktarılmış oldu.
Akkadların yaptığı çok ilginç bir konu daha vardı. Akkadlar yaşadıkları yılın önemli bir olayını sonraki yılın ismi olarak kullanıyorlardı. Bu yolla bir tarihleme sistemi geliştirmişlerdi.
Sedat Karadayı





✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!