Roma İmparatorluğu’nun en debdebeli ama bir o kadar da acımasız dönemleri… Takvimler M.S. 50’li yılları gösterirken, bugün Pamukkale olarak bildiğimiz Hierapolis’te bir çocuk dünyaya gelir. Adı yoktur; ona sadece Epiktetos derler. Yunanca’da bu kelime basitçe “satın alınmış, edinilmiş” anlamına gelir. Yani o, hayata bir isimle değil, bir etiketle, bir mülk olarak başlar.

Bilgi Notu: Kıbrıslı Zenon tarafından kurulan Stoacılık; kişinin sadece kendi kontrolündeki düşünce ve eylemlere odaklanarak iç huzura ulaşmasını hedefleyen bir antik felsefe okuludur. Temel amacı, dışsal olaylara (talih, keder, başkalarının görüşleri) karşı duygusal dayanıklılık geliştirerek doğaya ve akla uygun erdemli bir yaşam sürmektir.

Saray Koridorlarında Bir Topal Köle

Epiktetos’un çocukluğu, Roma’nın hırslı ve gaddar imparatoru Nero’nun azatlı kölesi Epaphroditus’un yanında geçer. Efendisi zorba bir adamdır. Anlatılan bir efsaneye göre, Epaphroditus bir gün eğlence olsun diye Epiktetos’un bacağını bükmeye başlar. Genç köle, yüzünde en ufak bir acı belirtisi olmadan sakince fısıldar:

“Kıracaksın.”

Kemik çatırtısı duyulduğunda ise sadece şunu ekler:

“Söylemiştim, kırdın işte.”

Bu olaydan sonra Epiktetos ömrünün sonuna kadar topal kalır. Ancak bu tür hayat tecrübeleri, ona kontrol edemeyeceği şeyler olduğunu; kontrolünde olan tek şeyin ise kendi zihni olduğunu öğretir.

Editörün Notu: Epiktetos’un bu anlatıdaki sakinliği, Stoacılığın zaman zaman “acıya kayıtsızlık” olarak eleştirilmesine yol açmıştır. Oysa Stoacılar, değiştirebileceğin bir durum varsa harekete geçmeyi, kontrolün dışında kalanlar karşısında ise kabullenmeyi öğütler.

Stoacı Bir Devrim: “Kontrol Sende mi?”

Efendisi, bu sessiz ve vakur gencin zekasından etkilenmiş olacak ki, onun dönemin en ünlü Stoacı filozofu Musonius Rufus’un derslerine katılmasına izin verir. Epiktetos, Roma’nın o mermer sütunlu revaklarında hayatını değiştirecek o temel ayrımı öğrenir: Elimizde olanlar ve elimizde olmayanlar.

Elimizde Olmayanlar: Bedenimiz, mal mülkümüz, itibarımız ve başkalarının hakkımızdaki düşünceleri.

Elimizde Olanlar: Düşüncelerimiz, arzularımız ve olaylara verdiğimiz tepkiler.

Epiktetos’a göre, bir insan eğer sadece kontrol edebildiği şeylere odaklanırsa, dünyanın en güçlü imparatoru bile onu mutsuz edemez.

Bilgi Notu: Epiktetos’un “İnsanları rahatsız eden olaylar değil, olaylar hakkındaki yargılarıdır” düşüncesi, modern Bilişsel Davranışçı Terapi’nin (BDT) temel varsayımıyla örtüşür: Duygularımızı belirleyen yaşadıklarımız değil, onları nasıl yorumladığımızdır.

Sürgünden Ekolleşmeye

İmparator Domitianus, M.S. 93 yılında tüm filozofları Roma’dan kovduğunda, Epiktetos bir trajediden değil, bir fırsattan bahseder. Yunanistan’ın Nikopolis kentine gider ve orada kendi okulunu kurar. Artık o, imparatorların bile fikir danıştığı bir bilgedir. Geleceğin “Filozof İmparatoru” Marcus Aurelius, onun öğretileriyle büyüyecek ve Kendime Düşünceler eserinde Epiktetos’a olan minnetini defalarca dile getirecektir.

Son Perde: Küçük Bir Lamba ve Büyük Bir Miras

Yaşlılığında, Nikopolis’teki mütevazı evinde sadece bir hasır yatak ve toprak bir lamba ile yaşar. Bir hırsız demir lambasını çaldığında, “Yarın bir toprak lamba alırım, çünkü hırsız ancak sahip olduğum şeyi çalabilir, huzurumu değil,” diyerek gülümser.

Kitap Önerisi: Epiktetos “Enkheiridion”, Çev. C. Cengiz Çevik, Hasan Âli Yücel Klasikleri, İş Bankası Kültür Yayınları

M.S. 135 civarında öldüğünde, arkasında ne bir saray ne de bir ordu bırakır. Ancak bıraktığı miras, iki bin yıl sonra bile modern psikolojiden (Bilişsel Davranışçı Terapi gibi) kişisel gelişime kadar her alanda yankılanmaya devam ediyor:

“İnsanları rahatsız eden olaylar değil, o olaylar hakkındaki görüşleridir.”

✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!

En sON EKLENEN İÇERİKLER