II. Abdülhamid, yakın tarihimizin en tartışmalı padişahlarından biridir. Abdülhamid’i böylesine tartışmalı hâle getiren husus, çoğu zaman tarihî bir gerçek arayışından kaynaklanmamaktadır. Abdülhamid ile ilgili tartışmaların esas sebebi, farklı siyasi görüşlerin kendi arasındaki çatışmasıdır. Bir kesim padişahı ağır bir şekilde eleştirirken, diğer bir kesim ise padişahı yüceltmekte ve hatta onu hiç hata yapmamış gibi görme eğilimindedir. Bu siyasi tartışmaların bir sonucu olarak en çok dile getirilen iddia, onun döneminde hiç toprak kaybedilmediği iddiasıdır.

II. Abdülhamid, 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta çıkıp 32 yıl, 7 ay, 13 gün hüküm sürmüştür. Bu uzun süre, her ne kadar televizyon dizilerinde veya siyasi konuşmalarda “altın çağ” gibi gösterilse de gerçekte imparatorluk çatırdıyordu.

Görsel: 93 Harbi Pelevne’de Çatışma (Nikolai Dmitriev-Orenburgsky)

Abdülhamid döneminin ilk büyük toprak kaybı, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, yani 93 Harbi sonrasında yaşandı. Savaşın kaybedilmesiyle başlayan diplomatik süreçte Osmanlı Devleti; Sırbistan, Karadağ ve Romanya’yı tamamen kaybetmiştir. Bunların yanı sıra Bulgaristan özerk bir prenslik hâline gelerek Osmanlı hâkimiyetinden fiilen uzaklaşmıştır. Bosna-Hersek ise kâğıt üzerinde Osmanlı toprağı olarak kalsa da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun işgal ve idaresine terk edilmiştir. Doğuda ise Kars, Ardahan ve Batum kaybedilmiştir. 1881 yılında ise Teselya bölgesi Yunanistan’a bırakılmıştır.

93 Harbi’nin kaybedilmesinin en önemli sonuçlarından biri de Kıbrıs olmuştur. Savaştan hemen sonra ada İngiltere’ye kiralanmış ve bu durum, adanın Osmanlı’dan kopuşunda önemli bir kilometre taşı teşkil etmiştir.

Yaşanan bir başka toprak kaybı ise Tunus’tur. Osmanlı’nın bu konuda izlediği politika, günümüzde dahi Tunus’ta bazı kesimlerin Osmanlı’ya kırgın kalmasına neden olacak kadar hazindir. 1881 yılında Fransızlar, bir sınır çatışmasını bahane ederek Tunus’a asker soktular. Tahmin edilmesi güç olmayacağı üzere niyetleri bambaşkaydı: Tunus’u ilhak etmek. Fransızlar harekete geçtikten sonra Tunus Beyi’nin yapabileceği şeyler oldukça sınırlıydı. Tunus Beyi can havliyle İstanbul’dan yardım istedi. Ancak hazin olan şudur ki Abdülhamid, bu oldu bittiyi kabullenen bir tavır içinde oldu. Tunus’a ihtiyaç duyduğu destek verilmedi ve bunun neticesinde Tunus bir Fransız sömürgesi hâline geldi.

Benzer bir süreç Mısır için de yaşandı. Mısır, 1882’de İngiltere tarafından işgal edildi. Mısır’da başlayan yabancı karşıtı bir ayaklanma, İngiltere tarafından işgali meşrulaştırmak için bir bahane olarak kullanıldı. İngiltere’nin esas amacı Akdeniz’e hâkim olmak ve Süveyş Kanalı’nı kontrol etmekti. Abdülhamid, İngiltere ile savaşmayı göze almadığı için işgale karşı ciddi bir tepki göstermedi. Mısır, hukuken Osmanlı toprağı olarak görülmeye devam etse de aslında kaybedilmişti.

Abdülhamid döneminin en önemli ve üzerinde en çok düşünülmesi gereken olaylardan biri de Doğu Rumeli meselesidir. Kâğıt üzerinde Osmanlı’ya bağlı olan Bulgaristan Prensliği, Doğu Rumeli’yi fiilen ele geçirmiştir. 1885 yılında yaşanan bu oldu bitti ile bölge, Bulgaristan ile birleştiğini ilan etmiştir. 1886 yılında imzalanan Tophane Antlaşması ile bu durum kabul edilmiştir.

Görsel: Osmanlı-Yunan Savaşı Dömeke Muharebesi (Fausto Zonaro)

Bu dönemin belki de en trajik olayı, 1897 yılında yaşanan Osmanlı-Yunan Savaşı’dır. Osmanlı, kendisinden toprak isteyen ve saldırgan politikalar izleyen Yunanistan ile savaşa girmek zorunda kalmış ve bu savaşı kazanmıştır. Ancak sahada kazanılan savaş, masada kaybedilmiştir. Osmanlı; küçük sınır düzenlemeleri hariç, ele geçirdiği topraklardan çekilmeyi kabul etmiştir. Daha da önemlisi, Girit’e geniş bir özerklik verilmesi ve yönetimine Yunan Kralı’nın oğlu Prens Georgios’un atanması kabul edilmiştir. Bu durum, Girit’in Osmanlı’dan kopuşunda önemli bir kilometre taşı olmuştur.

Abdülhamid döneminde kaybedilen topraklar bunlarla sınırlı değildir; başka toprak kayıpları da olmuştur. Ancak bütün bu toprak kayıplarını bu yazıya sığdırmak mümkün değildir. Abdülhamid’in dış politika prensibi savaşa girmemek üzerine kuruluydu ve bu politika büyük toprak kayıplarını da beraberinde getirmiştir. Buna karşın padişahın savaştan kaçınma politikası, imparatorlukta nispeten istikrarlı bir dönemin yaşanmasına neden olmuştur. Bu istikrar ortamı da bazı reformların yapılabilmesine katkı sunmuştur. İlber Ortaylı’nın Hürriyet gazetesinde kaleme aldığı bir makalede yer alan şu sözlere katılmamak elde değildir:

“II. Abdülhamid saltanatı, her şeye rağmen uzun bir barış dönemi sayılır. Osmanlı eğitiminde, sağlık kuruluşlarında, Anadolu’da ve Suriye’de tarımın kalkınmasında atılımcı bir dönem sayılmalıdır.”

Batuhan AĞAŞ

✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!

Şuna bir yanıt: “2. Abdülhamit Döneminde Hiç Toprak Kaybedildi mi?”

  1. dizilerde biz böyle öğretmediler. iyi yazıydı

    Beğen

En sON EKLENEN İÇERİKLER