Oğuz Türklerinin kurucu atası olan Oğuz Kağan’ın kişiliği hakkında pek çok iddia öne sürülmüştür. Kimi tarihçiler Oğuz Kağan’ın Mete Han olduğunu savunmuş, kimi tarihçiler de Oğuz Kağan’ın Alp Er Tunga olduğunu öne sürmüştür. Buna karşın, Oğuz Kağan’ın kişiliği ile ilgili en dikkat çekici iddia, onun Kur’an’da geçen Zülkarneyn’in bizzat kendisi olduğudur.
Reşideddin Oğuznamesi, Oğuz Kağan’ı anlatırken bizlere oldukça ilginç bilgiler verir. Destanının bu versiyonunda Oğuz Kağan; Allah yolunda savaşan, peygamberler gibi mucizeler gösterebilen birisidir. Tufan Gündüz’ün çevirdiği bu Oğuz Kağan destanı versiyonuna göre Oğuz Kağan, doğduktan sonra annesinden süt emmeyi reddeder; bunun sebebi ise annesinin Allah’a inanmamasıdır. Lakin Oğuz Kağan’ın mucizesi bununla da sınırlı değildir. Üç gün boyunca annesinin rüyasına girer ve ona aynen şunları söyler:
“Eğer senin sütünü emmemi arzuluyorsan, tek bir Allah olduğunu kabul ve itiraf et…”

Oğuz Kağan’ı Zülkarneyn ile özdeşleştiren belki de en önemli dini görüşün, 17. yüzyılda yaşamış olan Vani Mehmed Efendi tarafından savunulduğu iddia edilmiştir. Vani Mehmed Efendi’nin kaleme aldığı Arâisü’l-Kur’an isimli eserin bir nüshasında bu konu hakkında aynen şunlar yazar:
“Bil ki, ben Türk tarihlerinde Oğuz Han’ın Yafes’in neslinden olduğunu gördüm. Türklerin tamamı onun neslindendir. Oğuz Han, Hz. İbrahim’le muasırdı. Hatta Türkler, onun İbrahim’e iman ettiğini ve İshak’ın kızıyla evlendiğini de iddia ederler ve Türkler, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Zülkarneyn ile kastedilenin Oğuz Han olduğunu söylerlerdi.”
Görüldüğü üzere, ilk bakışta Oğuz Kağan’ın Zülkarneyn olduğunu düşünmemiz için yeterli kanıt var gibi görünüyor. Hatta destanın kendisi bile bu iddiayı destekler niteliktedir. Üstelik bu görüş, Vani Mehmed Efendi gibi bir âlim tarafından da savunulmuş görünmektedir. Ama söz konusu kanıtlara biraz eleştirel gözle baktığımızda karşımıza ilginç problemler çıkıyor. Bunlardan ilki, yine Oğuz Kağan destanının bizzat kendisidir.

Oğuz Kağan destanı ile ilgili bilmemiz gereken en önemli husus, destanın tarihsel süreç içerisinde pek çok defa değiştiğidir. Bu değişimlerden en önemlisi Türkler İslam dinini benimsedikten sonra yaşanmıştır. Bu süreçle birlikte destan, İslami bir şekle bürünmüştür.
Destanın daha eski Uygur versiyonu ise geç dönemki versiyona kıyasla çok daha farklı bir anlatım içerir. Bu versiyonda İslami bir anlatım veya bunu çağrıştıracak ifadeler olmadığı gibi Oğuz Kağan doğar doğmaz şarap isteyen birisi olarak gösterilir. Bu, İslam’a tamamen ters bir anlatımdır. Yine Tufan Gündüz’ün kitabından alıntıladığım destanın Uygur versiyonu, Oğuz Kağan’ın doğumunu Reşideddin Oğuznamesi’nden oldukça farklı anlatır:
“Oğlan anasının göğsünden sadece bir defa süt emdi; bir daha emmedi. Konuşmaya başladı; çiğ et, aş ve şarap istedi. Kırk gün sonra yürümeye, koşup oynamaya başladı.”
Oğuz Kağan’ın Zülkarneyn olduğuna dair başka bir sorun da Vani Mehmed Efendi’nin Arâisü’l-Kur’an isimli eserinin farklı nüshalarının olmasıdır. Yukarıda bu eserden alıntı yaparken Erdoğan Pazarbaşı isimli akademisyenin “Arâisü’l-Kur’an’da Türkler” isimli akademik makalesinden faydalandım. Bunun haricinde söz konusu eser, bir bütün hâlinde Ahsen Batur tarafından Türkçeye çevrilmiş ve yayımlanmıştır. Ahsen Batur tercüme yaparken eserin farklı bir nüshasını kullanmıştır ve bu nüshada Oğuz Kağan’ın Zülkarneyn olduğuna yönelik bir görüş yer almamaktadır. Hatta tam aksine bu nüshada Vani Mehmed Efendi, Zülkarneyn’in Büyük İskender olduğunu savunmuştur. Söz konusu nüshada bu konuda aynen şunlar yazmaktadır:
“Ben diyorum ki onun verdiği örnek Ehl-i Sünnet imamlarından Eş’ari’nin, Mûtezile imamlarından Ebû Ali el-Cebbâî’nin öğrencisi olmasına rağmen onun doğru görüşlerini kabul edip yanlış olanlara itirazda bulunması gibi bir şeydir. Büyük ihtimalle Kur’ân’da sözü edilen kişi bildiğimiz İskender’di.”
Oğuz Kağan’ın Zülkarneyn olduğu iddiası, ilgi çekici olsa da güçlü temellere sahip bir iddia değildir. Esasında Zülkarneyn’in kimliği meselesi, İslam âlimlerinin bin yılı aşan bir süredir üzerine kafa yordukları ve içinden çıkamadıkları bir konudur. Bu durum yakın bir zamanda da değişecekmiş gibi görünmüyor.
Bu yazım vesilesiyle kendisini tanımaktan büyük şeref duyduğum Ahsen Batur’u da anmak istiyorum. Ahsen Batur, Arâisü’l-Kur’an eserini Türkçeye kazandırmak dışında Türk tarihi için önemli olan pek çok eseri de dilimize kazandırmış biriydi. Aynı zamanda büyük bir Türk milliyetçisiydi. Buradan kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.
Batuhan AĞAŞ




✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!