Prof. Dr. Kemal Arı
Mübadele’yi biliyorsunuz:
Tarihin, bir anlaşma sonucunda iki ayrı halkın, karşılıklı olarak yer değiştirdiği büyük bir tarihsel olay… Güya resmi hesaplara göre iki milyona yakın insana eylemli olarak göç ettirme yöntemi uygulandı; ancak hukuki kapsamına göre, üç buçuk dört milyon insanı 1924 yılının sonuna kadar doğrudan etkiledi. Sonradan gelen kuşaklardaki etkisine bakarsanız, çok daha derin etkileri oldu.
Konumuz tek başına mübadele değil; mübadele’de Girit…
Yani Girit’te bu olay kabaca nasıl yaşandı ve orada yaşananları, başka yerlerde yaşananlardan ayıran yönleri var mı?
Girit üzerine bir iki söz:
Akdeniz’in ikinci büyük adasıdır. Türkler’in Venedik’in elinden Girit’i alması on yıldan çok sürmüş, ardı ardına büyük çatışmalar yaşanarak ele geçirilebilmiştir. 1645’te Girit’e çıkarma yapan Türkler Hanya’yı ele geçirdiler, ancak Kandiye uzun süre direndi.
Girit’te özel bir eyalet oluşturuldu ve üç sancağa ayrıldı: Hayna; Resmo, Kandiya…
Bunları hızlı geçelim, konumuz mübadelede Girit.
Mübadele sözleşmesi 30 Ocak 1923’te imzalandığında, Girit’te Müslümanları yerleşik olduğu yerlerden koparan olaylar çok daha önce başlamıştı.
Gerçekte, Türkler’e yönelik terör, Girit’te hiç eksik olmamıştı.
Anadolu’da Türkler’in Yunan ordusuna karşı başarıya ulaşınca, kılıç artığı Yunan askerlerinin yanı sıra çok sayıda ulusal savaşa ihanet etmiş kişiler de sığınma yeri olarak Girit’i seçmişlerdi.
Bunlardan kimileri ulusal savaşı baltalamak için dini kullanmaktan çekinmeyen ve din duygularını kullanarak yoksul Anadolu insanlarını ulusal savaşı veren Kemalistler’in üzerine kışkırtmaktan çekinmeyen sözde hoca takımıydı.
Örenğin Naibzade Ali Bey…
Bir de Çerkez Ethem’in serdengeçtisi olan bir çok kişi de İnönü muharabelerinde İsmet Paşa kuvvetlerine yenilince soluğu Yunanistan’da; bunların bir kısmı da Girit’te soluğu almışlardı.
Anadolu’dan Yunanistan’a yenilgi sonrası yoğun Rum göçü başlayınca, Girit adasında Türkler’e yönelik baskı ve terör olayları daha da artmıştı.
Türkler dövülüyor, öldürülüyor; insanlar evlerinden zorla atılıyor, haneleri işgal ediliyor ve buralara Anadolu’lu göçmenler yerleştiriliyorlardı.
Yunanistanlı yetkililer; Türkiye’e ihanet etmiş kaçkınlarla işbirliği yapmaktan da geri durmuyorlardı.
Hanya, Resmo ve Kandiye’de evlerinden atılan, dövülüp soyulan, her türlü baskıyla karşılaşmış Türkler iskelelerde yığılmaya başladıklarında, daha mübadele sözleşmesi imzalanmamıştı bile.
Mübadele imzalandığında neredeyse otuz binin üzerinde insan iskelelelerde birikmiş ve Türkiye’ye bir vapur bularak canlarını atmak derdine düşmüşlerdi.
Aylarca beklediler, aylarca.
Koskoca 1923 yılı bitti, kış mevsimi geçti, bahar, yaz geçti; zemheri soğukları başlayıp mevsim sonbahara döndü, bir yılı aşkın süre o insanlar türlü yoksulluk ve şiddet altında iskelelerde hala bekliyorlardı.
Bu arada ortaya çıkan salgın hastalıklar, yaşanan açlık ve ölümler; gırlaydı.
Ve ilk gemi türlü hazırlıklar yapıldıktan sonra, ancak 1924 yılı sonunda Hanya’ya yanaştı.
Bu kez de işte Türkiye’den kaçıp giden işibrlikçi kişilerin dedikoduları başladı. Bunlar dini duyguları kullanarak bekleşen insanların arasına katılıyor, onları mübadele aleyhine kışkırtıyorlardı.
En çok da dedikleri şuydu:
“Mübadeleye karşı çıkın! Gitmeyin! Size hiç işe yaramaz topraklar verilecek ve sizler de oralarda kırılacaksınız”
Bu propaganda etkili de oldu.
Kurullar hangi gemiye ne kadar ve nereye ait göçmenin bindirilmesi için çalışır ve kıyıya yanaşan gemilere mübadil bindirmeye çalışırlarken, insanlar karşı durdu; gitmemek için diretti; gemilerden bazıları iskelelerde haftalarca beklemek durumunda kaldı.
Bu gemilerden birisi de Ümit gemisiydi.
Kandiye’ye yanaşıp mübadil yüklemeyi umarken, bir türlü mübadiller gemiye binmedi. Gemi motorları çalıştırdı, kimse binmeyince, birkaç gün sonra yeniden çalıştırdı.
Bu yeniden yeniden motor durdurup çalıştırmak sürekli tekrarladı.
O zamanlar çıkarılan bir yönerge ile Türk gemilerinin Türk kömürü kullanması şarttı.
Geminin kömürü tükendi; derken bir fırtına çıktı ve koskoca gemi sürüklenerek, kurtarılamayacak biçimde kumsal bir alana oturdu.
Atmış yaşındaki Ümit, yorgun bedenini Kandiye sularına bıraktı.
Yaşanan onca zorluk, ümitsizliki ve düş kırgınlığı…
İşte Girit’teki mübadele sahnelerinden birisi…
Yalnız bu kadar mı?
Hayır, çok daha önemli şeyler.
Mübadillik zor bir işti be kardeşim!
Prof. Dr. Kemal Arı
İleri okuma için https://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/pdf/14.sayi/kemalariumitturkce.pdf




✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!