Bugün temel bir eğitim almış veya Osmanlı’nın kuruluş dönemine dair bir diziyi izlemiş pek çok kişi için, Osmanlı Hanedanı’nın Kayı boyuna mensup olduğu bilgisi tartışmasız bir gerçektir. Oysa Osmanlıların Kayı boyuna mensup oldukları meselesi, tarihçiler arasında kesin bir bilgi değil, tartışmalı bir konu olarak görülmektedir. Pek çok tarihçi bu konuda farklı düşünceler öne sürmüştür. Bu yazımda, bu farklı görüşlerden biraz bahsetmek istiyorum.
Türkiye’de Oğuzlar denildiğinde akla gelen en önemli tarihçilerden biri olan Faruk Sümer, geleneksel Kayı anlatısına şüpheyle yaklaşmıştır. Kendisi esasında bu anlatıyı tamamen reddetmemekle birlikte, önemli bir hususa dikkat çeker. Faruk Sümer, Kayı boyu anlatısının geç bir dönemde ortaya çıktığına, yani II. Murad döneminde Yazıcıoğlu Ali tarafından gündeme getirildiğine vurgu yapar. İslâm Ansiklopedisi’nde kaleme aldığı makalesinde şunları yazmıştır:
“II. Murad’dan önce paralarına Kayı damgasını vurduran veya onu başka şekilde kullanan bir Osmanlı hükümdarı yoktur. II. Murad’dan sonra paralara Kayı damgası vurulmamış olmakla birlikte, bu damga uzun bir süre silahlara işlenmiştir. Topkapı Sarayı’nda Silah Müzesi kısmındaki her türlü silah üzerinde Kayı damgasını görmek mümkün olduğu gibi, XVI. yüzyıla ait toplar üzerinde de aynı damga yer almaktadır.”

Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair çalışmalar yapmış, öne sürdüğü fikirler Türk tarih yazımını derinden etkilemiş olan Paul Wittek, Osmanlı hanedanının Kayı boyuna mensup olmadığını açıkça savunan en önemli tarihçilerden biridir. “Osmanlı’nın Doğuşu” isimli eserinde bu iddiasını şu cümlelerle dile getirmiştir:
“Kayı’nın, Oğuz’un en büyük oğlunun en büyük oğlu olması ve dolayısıyla Oğuz’un meşru varisi olan Kayı aşiretinin bütün Oğuz aşiretleri arasında en önde geleni sayılması, daha başından şüphemizi çekmelidir. Kayı’ya atfedilen efsanevi paye, daha sonra Osmanlıların bir imparatorluk haline geldiği dönemde verilmiş olmasaydı, durum tümüyle farklı olurdu.”
Bilgi Notu: Paul Wittek (1894–1978), Osmanlı tarihçiliğinin dönüm noktalarından biri olan “The Rise of the Ottoman Empire” (Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu) adlı çalışmasıyla tanınan Avusturyalı tarihçidir. Osmanlı’nın kuruluşunu kabile bağlarından ziyade dini yayma ideolojisine dayandıran “Gaza Tezinin” mimarıdır.
Büyük tarihçi Halil İnalcık da Kayı anlatısı konusunda Paul Wittek ile benzer düşüncelere sahiptir. İnalcık, İslam Ansiklopedisi’nde Osman Gazi’yi anlattığı makalesinde bu hususta şunları söylemektedir:
“Osman’ın aşireti hakkında kroniklerde aktarılan bilgiler ve soy ağaçları (jenealojiler) hiçbir tarihi esasa dayanmaz. Kroniklerde, genel giriş kısmında efsaneleşmiş birtakım belirsiz iddia ve gelenekler içerdikleri tarihî bilgileri ayırt ederek kullanılmalıdır.”

Halil İnalcık’ın geleneksel anlatıya yönelik eleştirisi bununla sınırlı değildir. İnalcık, anlatının geç tarihte ortaya çıktığını belirttikten sonra, rakiplerinin Osmanlıları önemsiz bir soy ağacına sahipmiş gibi gösterip küçümseme çabasına girdiklerine dikkat çeker. İnalcık bu konuda şunları söyler:
“1380’lerde küçümseme amacıyla Kadı Burhaneddin, Osman’ın bir kayıkçı oğlu (Kayıg boyu kelimesinden) olduğunu söylemiştir. Timur, Yıldırım Bayezid’e bir mektubunda Osmanlı sultanına, kayıkçı bir Türkmen soyundan geldiği gerekçesiyle hakaret etmek istemiştir. Osmanlı hanedanının soyu meselesi, Timur’dan sonra oğlu Şahruh zamanında bir diplomatik tartışma konusu olmuştur.”
Bilgi Notu: Kadı Burhaneddin (1345–1398), Eretna Devleti’nde vezirlik ve kadılık yaptıktan sonra kendi adıyla anılan devleti kuran, hem hükümdar hem de divan edebiyatının büyük şairlerinden olan bir devlet adamıdır.
Geleneksel Kayı anlatısının doğru olduğunu düşünen pek çok tarihçi de vardır. Fuad Köprülü bu isimler içinde en önemlisidir. Fuad Köprülü, eski Osmanlı kaynaklarında Kayı anlatısı yerine daha genel bir Oğuz anlatısı bulunduğunu ve Kayı boyu anlatısının daha geç ortaya çıktığını kabul eder. Ancak ona göre bu durum, hanedanın Kayı boyuna mensup olmadığının bir kanıtı değildir.

Kayı boyu anlatısı konusundaki şahsi fikrim ise Osmanlıların Oğuzlara mensup oldukları yönündedir. Kayı boyu anlatılarına ise şüpheyle yaklaşıyorum; Halil İnalcık’ın da belirttiği gibi, eski şecereler doğaları gereği güvenilmezdir. Ayrıca anlatının geç bir tarihte ortaya çıkmış olması da şecerelerin siyasi sebeple yazılmış olabileceği ihtimalini arttırmaktadır.
Görüldüğü üzere, Osmanlıların kökeni, dizilerin ve ders kitaplarının bize anlattıkları kadar pürüzsüz bir konu değildir. Bunun çok önemli bir sebebi vardır. Bizler ders kitapları yazarken bilgiyi adeta donduruyoruz. Yeni fikirler ve eski tartışmalar bu kitaplarda yer almıyor. Oysa tarih böyle bir şey değildir. Tarih bir bilim dalıdır ve her bilim dalı gibi tarihçiler de sürekli yeni araştırmalar yaparak yeni fikirler ortaya koyarlar.
Batuhan AĞAŞ




A Salih için bir cevap yazın Cevabı iptal et