1999 yılında Eric Harris ve Dylan Klebold isimli iki öğrenci Colorado eyaletindeki Columbine Lisesi’ne silahlı bir saldırı düzenledi ve saldırı sonucunda 12 öğrenci ve bir öğretmen hayatını kaybetti. Saldırganlar kaçmayacaklarını anladıklarında ise intihar ettiler. Bu saldırı, günümüzde artık sıkça gördüğümüz okul saldırılarının en bilinenlerinden birisidir ve maalesef pek çok başka saldırı için de ilham olmuştur. Benzer saldırılar Türkiye’de de artan bir tempoda yaşanmaya başlamıştır.

Bu iki katil hakkında kapsamlı bir adli soruşturma ve ardından çok sayıda akademik çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların sonunda ortaya çıktı ki, iki katil de oyun oynuyordu.

Pek çok insan katillerin bilgisayar oyunları oynamasına odaklandı. O günden beri ne zaman bir okul saldırısı yaşansa bu durumun sorumlusu olarak oyunlar görüldü ve pek çok ülkede oyunların tamamen yasaklanmasını savunan görüşler ortaya çıktı. Okul saldırıları konusunda ciddi çalışmalar yapmış araştırmacılar ise oyunların bu saldırıları tek başına tetiklediği görüşüne katılmıyorlar.

Okul saldırıları konusunda önemli araştırmalar yapmış olan Miranda Sanchez ve Christopher J. Ferguson tarafından yapılan ve 2022 yılında Journal of Mass Violence Research isimli hakemli dergide yayımlanan akademik çalışmada oyunlar ve okul baskınları arasında bir bağ bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu makalede aynen şunlar yazmaktadır:

…Kitlesel cinayet failleri, kontrol grubundaki erkeklerden daha az şiddet içerikli video oyunu oynamıştı. (…) Bu durum, şiddet içerikli video oyunlarının bir çocuğun veya yetişkinin zihnini şiddet yanlısı veya saldırgan bir kişiye dönüştürmediği teorisiyle tutarlıdır. Giderek artan kanıtlar, şiddetli oyunların küçük çaplı saldırganlıklar üzerinde bile çok az etkisi olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, oyunlar ile kitlesel cinayetler arasındaki bağlantılar büyük ölçüde efsanedir “

Okul saldırısı vakalarını oyunların tetiklediği görüşü, pek çok uzmana göre saldırının altında yatan gerçek problemleri görmezden gelmemize neden olmaktadır. Söz konusu vakalar derinlemesine incelendiğinde karşımıza, oyunlardan ziyade çocuğun geçmişte yaşadığı, çözülememiş veya göz ardı edilmiş psikolojik travmalar çıkmaktadır. Pek çok vakayı incelemiş olan Jillian Peterson, Politico gazetesine verdiği mülakatta şunları söylemektedir:

Erken çocukluk travması, ister ev içi şiddet, ister cinsel saldırı, ister ebeveyn intiharı, ister aşırı zorbalık olsun, temel oluşturuyor gibi görünüyor. Ardından umutsuzluğa, çaresizliğe, izolasyona, kendinden nefret etmeye ve çoğu zaman akranlarından dışlanmaya doğru bir gelişim görüyoruz. Bu, farklı davranışlar gerçekten tanımlanabilir bir kriz noktasına dönüşüyor. Bazen daha önce intihar girişimleri de olmuş oluyor.

Geleneksel intihardan farklı olan şey, öz nefretin bir gruba yönelmesidir. Kişiler kendilerine, “Bu kimin suçu?” diye sormaya başlarlar. Irksal bir grup mu, kadınlar mı, dini bir grup mu, yoksa sınıf arkadaşları mı? Nefret dışa yönelir. Ayrıca şöhret ve tanınmışlık arayışı da vardır.”

Oyunların saldırıları tetiklediği iddiası, görüldüğü üzere son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar ile çelişmektedir. Bazı vakalarda katillerin bilgisayar oyunu oynadığı tespit edilmiştir; ancak rakamlar, dünyanın her yerinde yüzlerce milyon çocuğun oyun oynadığını ve bunların içinden sadece bir kaç tanesinin okul saldırısı gerçekleştirdiğini göstermektedir.

Okul saldırısı gerçekleştiren katillerin, çoğunlukla saldırılardan önce “kırmızı bayrak” olarak nitelendirilebilecek davranışlar sergilediği bilinmektedir. Pek çok vakada, saldırgan yapacaklarını önceden çevresine açıkça ifade etmiştir. Ancak buna rağmen gerekli önlemler alınamamıştır.

Bu nedenle odaklanılması gereken asıl konu oyunlar değil, bu olayların arkasındaki psikolojik ve sosyolojik faktörleri analiz etmek ve bunlara karşı alacağımız önlemler olmalıdır. “Yasaklarsak çözülür” mantığını bir kenara bırakmalı, uzmanların çalışmalarını dikkate almalıyız.

Batuhan AĞAŞ

✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!

En sON EKLENEN İÇERİKLER