23 Aralık 1930 tarihinde, dördü silahlı altı kişi camiden aldıkları yeşil sancağın etrafında insanları toplamaya çalışıyordu. Amaçlarını ise şu sözlerle açıklıyorlardı:
“Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir.”
İddialarına göre, bu amacı gerçekleştirmek için arkalarında büyük bir ordu bulunuyordu. Bu asılsız iddia, halkı korkutmak ve manipüle etmek konusunda oldukça başarılı oldu. Bilindiği üzere, olaya müdahale etmek için bölgeye gönderilen Asteğmen Kubilay, bu gözü dönmüş mürteciler tarafından hunharca şehit edilecektir.
Mustafa Kemal Atatürk, Menemen’de yaşanan bu dehşet verici olaylara çok sert bir tepki gösterdi. Kazım Özalp’in aktardığına göre, Atatürk öfkesini şu sözlerle dile getirmişti:
“Bu ne haldir? Mürteciler, hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenliden kimse çıkıp mani olmuyor; bilakis tekbirlerle onları teşvik ediyorlar. Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler? Onların namusunu ve dinini kurtaran ordunun bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir. Bu, Cumhuriyet’in ve bizim başımızın kesilmesidir. Bundan bütün Menemen sorumludur. Bu kasaba ‘Ville Maudite’ (Vilmodit) ilan edilmeye müstahak olmuştur.”

Atatürk’ün bu fevri tepkiyle “Menemen’in haritadan silinmesi” anlamına gelen cezayı kastettiği, ancak kısa süre sonra sakinleşerek bu kararından vazgeçtiği bilinir. Yakın çevresine, öfkeyle fevri kararlar verilebileceğini belirterek şu tarihi uyarıyı yapmıştır:
“Eğer bir gün öfkeyle böyle emirler verirsem uygulamayın; sakinleştiğimde bana bir daha sorun.”
Bugün sosyal medyada sıkça yapılan paylaşımlarda, Atatürk’ün Menemen’i “içindeki insanlarla birlikte yakma emri verdiği” iddia edilir. Oysa durumun böyle olmadığını anlayabilmek için, Atatürk’ün zikrettiği “Vilmodit” kavramının tarihsel ve hukuki anlamına bakmak gerekir:
Ville Maudite (Vilmodit): Fransızca bir tamlama olup “lanetlenmiş/cezalandırılmış şehir” anlamına gelir. Tarihte ve sosyolojide bir kentin, toplumsal olarak işlenen ağır bir suç, ihanet veya isyan nedeniyle merkezi otorite tarafından tamamen cezalandırılmasını ifade eder. Bu kadim cezalandırma hukukuna göre; kentin bütün halkı önce şehir dışına çıkarılarak ülkenin farklı bölgelerine sürgün edilir; tamamen boşaltılan şehir ancak ondan sonra ateşe verilerek yakılır. Son olarak, gelecek nesillere ibret olması amacıyla hükümet meydanına büyük bir siyah taş veya sütun dikilir.
Dolayısıyla, Atatürk’ün o anki büyük öfkesiyle Menemen için “Vilmodit” ifadesini kullanmış olması, sosyal medyadaki kara propagandanın aksine, asla “katliam emri” verdiği anlamına gelmez. Zira kavramın özünde önce şehrin tahliye edilmesi, ardından yerleşkenin fiziksel olarak ortadan kaldırılması vardır. Kaldı ki Mustafa Kemal Atatürk, hukuk ve devlet ciddiyetine olan bağlılığı sebebiyle bu fevri kararından derhal vazgeçmiş; suçluların mahkemede yargılanarak hak ettikleri cezayı almalarını sağlamıştır.





✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!