I. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesi ve sonrasında yaşanan gelişmeler, ülkenin her yerinde kurtuluş çareleri aranmasına neden olmuştu. Bununla birlikte bu çabalar, her zaman işgalden kurtulmuş, tam bağımsız bir Türkiye idealine hizmet etmiyordu. Kimi aydınlar mandacılık fikrini savunuyor, kimileri ise Osmanlı’dan kopmayı da içeren yerel kurtuluş çözümlerini tartışıyorlardı. Bu fikirleri savunanların bir kısmı ilerleyen süreçte Kurtuluş Savaşı’na katıldı; ancak ilk baştaki kararsızlıkları ve umutsuzlukları nedeniyle tarih kitaplarında kendilerine ayrıca bir yer edindiler.

Pek çok kişi Halide Edip’i ve Yunus Nadi’yi Kurtuluş Savaşı’na verdikleri destekle tanır. Bununla birlikte Halide Edip gibi bazı Osmanlı aydınları, ilk başlarda kurtuluşun ancak ABD güdümünde mümkün olabileceğine inanmışlardı. Böyle bir düşünceye kapılmalarının ardında ise ABD Başkanı Wilson’ın yayımladığı bildiri bulunuyordu. Wilson İlkeleri’nin 12. maddesinde şu yazmaktaydı:
“Osmanlı İmparatorluğu’nun Türklerin çoğunlukta olduğu kısımlarına tam bir hükümranlık sağlanacak.”

Bu fikir etrafında birleşen insanlar, Wilson Prensipleri isimli bir cemiyet de kurdular. Bu cemiyetin en önemli faaliyetlerinden biri, ABD Başkanı Wilson’a bir mektup göndermek oldu. Halide Edip, Yunus Nadi, Ali Kemal ve Ahmet Emin gibi isimlerin isminin yer aldığı mektupta ABD’den bazı taleplerde bulunuluyor, buna karşılık Sevr Antlaşması’nı andıran bazı tavizler veriliyordu. Söz konusu mektupta ABD’ye verilen en dikkat çekici tavizler şunlardı:
“Türkiye’nin sınırlarının tespitinde ABD büyük rol oynayacaktı. Jandarma ve polis teşkilatı büyük oranda ABD kontrolünde olacaktı. Hukuk sistemi de ıslah edilmeli ve bunun ABD tarafından yapılması sağlanmalıydı. ABD’nin Türkiye’yi yönetmesi için öngörülen süre asgari 15, azami ise 25 yıl olarak belirlenmişti. Ayrıca, saltanatın meşruti bir idare içinde de olsa varlığını sürdürmesi talep ediliyordu.”
Amerikan mandası fikri, dönemin aydınları arasında oldukça fazla taraftara sahipti. Atatürk de Nutuk’ta bu durumdan yakınmakta ve şunları söylemektedir:
“İstanbul’da bir kısım ricâl ve nisvân da halâs-ı hakikinin Amerika mandasını talep ve temînde olduğu kanaatinde bulunuyorlardı. Bu kanaatte bulunanlar fikirlerinde çok ısrar ettiler.

Amerikan mandasını savunanlar dışında, kurtuluşun sadece İngiltere ile iyi geçinmekte ve onun himayesine girmekte olduğunu savunanlar da vardı. Bu fikre mensup insanların İngiliz Muhipleri isimli bir cemiyetleri vardı. Atatürk, Nutuk’ta cemiyetin gayriresmî liderinin İngiliz ajanı Papaz Robert Frew olduğunu söylemektedir. Atatürk’e göre cemiyetin üyeleri arasında Padişah Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Ali Kemal ve Said Molla gibi isimler bulunuyordu. Bu fikirde olanlar, vatansever olduklarını, devleti bir bütün olarak korumak gayesinde bulunduklarını öne sürüyorlardı; lakin Millî Mücadele’ye karşı bir tutum içinde olmuşlardır.

Bazı aydınlar ise vatanın bir bütün hâlinde kurtarılmasını, bunun mümkün olmaması durumunda ise yerel çözümler aranmasını savunuyorlardı. Millî Mücadele yıllarında Atatürk ile birlikte hareket ederek vatanın kurtuluşuna önemli katkılar sağlayan Trakya-Paşaeli Cemiyeti de ilk zamanlarda bölgesel bir kurtuluş yolu arıyordu. Atatürk, Nutuk’ta, İstanbul’da iken Trakya-Paşaeli Cemiyeti liderleri ile görüştüğünü söyledikten sonra şu cümleyi kurmaktadır:
“Hedeflerinin bir Trakya Cumhuriyeti teşkili olduğu anlaşılıyordu.”
Bu dönemin dikkat çekici yerel girişimlerinden biri de Güneybatı Kafkas Geçici Hükûmeti, daha yaygın bilinen adıyla Kars Cumhuriyeti idi. Kars ve çevresinde faaliyet gösteren bu yönetimin bayrağı, devlet başkanı ve bir anayasası bulunuyordu. Bu girişimi başlatanlar, kaderlerini Osmanlı Devleti’nden ayrı görmeyen kişilerdi. Buna karşın, bölgenin Ermenistan ve Gürcistan tarafından ilhak edileceğinden endişe ediyorlardı. Bu cumhuriyet kısa süre varlığını sürdürmüş, sonrasında İngilizler tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Bütün bu kafa karışıklıklarını ortadan kaldıracak kişi ise büyük Atatürk olacaktı. Atatürk, öne sürülen bu görüşleri eleştirmiş, şunları söylemiştir: “Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların istinâd ettiği bütün deliller ve mantıklar çürüktü, esassız idi.” Ardından ise pek çok kişinin gerçekleşmesini imkânsız gördüğü bir yola çıktı. Bu yolun sonunda ise tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kurmak fikri vardı.
Batuhan AĞAŞ
Kaynakça:
Mine Sümer, Wilson Prensipleri Cemiyetinin Amerikan Cumhurbaşkanı Wilson’a Gönderdiği Bir Muhtıra, Tarih Araştırmaları Dergisi Cilt 3, Sayı: 4-5, Ankara, 1965
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Yapı Kredi Yayınları, 2014, İstanbul




✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!