XVI. Louis, 1774 yılında tahta çıktı. 1775 yılında Reims’te gerçekleştirilen taç giyme töreni ise halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Gazette de France, bu coşkuyu aktarırken haberinde şu cümlelere yer vermişti:
“Kral, kraliyet maiyetinin askerleri eşliğinde Reims’e girdi ve sevinçten coşmuş bir halkın arasından geçti; bu sevinç, alay ilerledikçe azalmak yerine daha da arttı.”
1789 yılında ise Fransa’da tarihin en önemli devrimlerinden biri yaşandı. 1793 yılında XVI. Louis, Paris’teki Devrim Meydanı’nda yine coşkulu bir halkın katılımıyla idam edildi. Peki, ne olmuştu da kralın tahta çıkışını büyük bir coşkuyla karşılayan bir halk, onun idamını da aynı coşkuyla karşıladı?
Tarihçiler, Fransız Devrimi’nin nedenleri konusunda pek çok fikir öne sürmüşlerdir. Bu görüşler arasında en çok kabul görenlerden biri, ilk bakışta aksi bir izlenim yaratsa da devrimin ani bir patlamadan ziyade uzun bir sürecin sonucu olduğu düşüncesidir. Devrim, kökleri onlarca, hatta yüzlerce yıl öncesine dayanan toplumsal dönüşümlerin bir neticesi olarak gerçekleşmiştir.

Devrimin başlangıcında kitleleri harekete geçiren en önemli etken ise ekonomiydi. Sıkça anlatılan bir hikâye vardır. Fransa Kraliçesi Marie Antoinette’in aç insanları gördüğü ve onlara “Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler.” dediği söylenir. Bugüne kadar bu sözü Marie Antoinette’in söylediğine dair güvenilir bir kanıt bulunamamıştır. Ancak bu söz, o dönemin Fransa’sındaki çelişkiyi çok iyi özetlemektedir. Bir yanda aç insanlar, diğer yanda ise lüks içinde yaşayan ve halkın yaşadığı sıkıntıları anlamayan bir yönetici sınıf vardı.
Bununla birlikte, devrimin ardından yaşananları yalnızca öfkeli halkın tepkisiyle açıklamak bizleri hataya sürükler. Zira tarih boyunca pek çok bölgede köylü isyanları yaşanmıştır. Ancak bu isyanlar, Fransız Devrimi kadar büyük sonuçlar doğurmamıştır. Bunun temel nedenlerinden biri, Fransız Devrimi’ne yön veren güçlü bir düşünsel temelin olmasıydı. Devrime liderlik edenler içinde pek çok farklı kesimden insan bulunsa da burjuva sınıfı, bu düşünsel temelin oluşmasında oldukça etkili olmuştur.
Burjuva sınıfının eski sisteme olan tepkisinin nedenini anlayabilmek için soyluların devlet içindeki konumuna ve bu sınıfın durumuna bakmamız gerekiyor. Fransa’da zengin olabilirdiniz, çok iyi bir eğitim de almış olabilirdiniz. Ama buna karşın önemli bir sorunla karşı karşıyaydınız. Soylu sınıfından biri sizden daha fakir olabilir, hatta okuma yazma bile bilmeyebilirdi; ama yine de devletin gözünde sizden üstün kabul edilirdi. Bu durum, bir yanda ekonomik olarak güçlü ancak bazı haklardan yoksun bir kesim, diğer yanda ise devletin kaynaklarını ve önemli makamlarını kontrol eden ayrıcalıklı bir sınıf ortaya çıkardı.
Jean-Jacques Rousseau, Voltaire ve Montesquieu gibi düşünürlerin fikirleri ile Amerikan Devrimi, devrimin düşünsel temelinin şekillenmesinde etkiliydi. Jean-Jacques Rousseau, “Vatan özgürlük olmadan yaşayamaz; özgürlük erdem olmadan, erdem de yurttaşlar olmadan var olamaz.” demişti. Devrimin en önemli sloganı ise “Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşlik” idi.
Bilgi Notu: Jean-Jacques Rousseau, “”Toplum Sözleşmesi” isimli eseri ile egemenliğin halka ait olduğunu savunmuştur. Voltaire, eserlerinde aklın ve bilimin üstünlüğünü dile getirmiştir. Montesquieu, “Kanunların Ruhu Üzerine” isimli eseri ile kuvvetler ayrılığı ilkesinin teorize edilmesinde önemli rol oynamıştır.
Bugün bu söylemler bizlere son derece sıradan gelmektedir. Hatta demokratik ülkelerde bu fikirlerin aksini savunmak bile oldukça garip karşılanmaktadır. Ancak o günün dünyasında bu tür sözler ve sloganlar son derece radikal fikirler olarak görülüyordu.
Fransız Devrimi dünyayı değiştirdi ve pek çok başka devrimi etkiledi. Ancak beraberinde bazı sorunları da getirdi. Devrime dair fikirlerin dünyaya yayılması, imparatorlukların açısından ciddi sonuçlar doğurdu. Devrimin etkisiyle pek çok ülkede azınlıklar arasında milliyetçi fikirler yayıldı. Bu durum, imparatorlukların toprak kaybetmesine ve hatta yıkılmasına neden oldu. Devrimden sonra, güçlü ülkeler emperyalist amaçlarını özgürlük söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştılar. Bunun bir sonucu olarak da zayıf bir ülkeyi işgal eden bir ülke, bunu özgürlük getirmek olarak sunmaya çalıştı.
Bugün devrimin savunduğu fikirlerin bizlere sıradan gelmesi ise ironiktir. Bir kralın kulu olmak ya da oy kullanma hakkına sahip olmamak artık bizim için kabul edilebilir şeyler değildir. Kesin olan şu ki, Fransız Devrimi her şeyi değiştirdi ve bu öyle bir değişim ki artık eskiye dönüş hayal dahi edilemez.
Batuhan AĞAŞ




✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!