(-O Türkler’in En Büyük Diplomasi Zaferidir)
24 Temmuz 1923:
Lozan Barış Antlaşması’nın imzalandığı gün…
Aradan onca zaman geçmiş.
24 Temmuz 1923 tarihinde savaş yorgunu o yoksul Türkiye, bütün emperyalist dünyaya kafa tuttuğu zorlu bir savaşı kazanmış.
Lozan’da İsmet Paşa galip gelmiş bir ülkenin temsilcisi olarak şöyle bağırıyordu:
-“Biz buraya yenilmiş değil, hakkıyla zafer elde etmiş bir milletin temsilcisi olarak geldik. Bu savaşı biz başlatmadık. Yurdumuzu yakıp yıktınız. Ancak bu saldırıları kendi gücümüzle kırdık. Ve burada galip taraf olarak barış masasında yerimizi aldık!”
Lord Kürzon şaşkınlıkla, gözlerini patlatmış İsmet Paşa’ya bakıyor, o ufak tefek ve daha kırk yaşına bile gelmemiş bir Türk generalin cesaret ve dik duruşunu şaşkınlıkla izliyordu.
Bütün dünya, Türkler’in başarısına şapka çıkarıyordu. Tam dört sene önce öteki yenilmiş devletlerle barış görüşmeleri yaparken, onlar karşısında İtilaf Devletleri temsilcileri öylesine mağrur, gururlu, kibirli ve tepeden bakar haldelerdi ki!
Ya şimdi?
Şimdi daha düne kadar Türk Ordusu’nda Batı Cephesi Komutanlığı yapan bu ufak tefek adam, karşılarına geçmiş ve onca güçlü devletlere karşı; “Biz galibiz. Ve siz yenilmiş tarafsınız” diye coşkulu konuşmalar yapıyordu.
Mussolini İtalyan Heyetinde yer alan kişi olarak, İsmet Paşa’ya hayranlıkla bakıyor; deli gibi alkışlıyordu.
O dik duruş, bütün dünya kamuoyundan ses getirdi. Artık İsmet Paşa’yı konu alan haberler basında yer alıyordu. Karikatürleri yayınlanıyordu. Artık Türk imgesi de değişmişti. O zamana dek hep kavuklu ya da fesli tokat yer haliyle resmedilen Türk, şimdi üstü başı düzgün bir general imgesiyle, elinde kılıcı, karşısındaki emperyalist canavara diz çöktürmüş görüntüsüyle çiziliyordu.

Artık yeni bir dünya kuruluyordu. Bu dünyanın Üç kıtanın kesiştiği yerde en önemli figürlerinden biri Türkler’di.
O Türkler’i Lozan’da temsil eden İsmet Paşa kenti gezerken ya da bir resmi toplantıya giderken, resmi arabasında hep Türk bayrağı asılıydı. Ve yabancı istihbaratlar İsmet Paşa’ya ilettikleri bir notta, şunu söylediler:
-“Ermenilerin bir suikast girişimi olabilecektir. O bayrağı yerinden kaldırsanız!”
Yanıt şudur.
-“Bir İsmet ölür; bir başka İsmet gelir, O’nun yerini alır. Ancak o bayrak oradan kalkmaz!”
Hey, tarih talancıları, ulusa nadanlık yapanlar hey!
Hey yüzü kızarmadan geçmişe sövenler hey!
Vicdanlara ve Yüreklere bu sözler!
Yatak çarşaflarını kefen gibi bedenlere sarıp, sütçü beygiri atlara binerek; “Ölmeye geldik!” demek yetmiyor.
Bu vatanı sevmek için her bir kişinin bir İsmet, bir Atatürk olması gerekiyor…
Devam edelim.
Bakın Lozanla ne oldu?
Ulus devlet onun güvence altına aldığı yeni sınırlarla gövdesine kavuşuyordu. Kapitülasyonlar sarmalı kırılıp dağıtılıyor; azınlıklar sorunu çözülüyordu.
Savaşın yarattığı o karanlık ve soğuk iklimden çıkılıyordu artık. Umut, her şeyden değerliydi. Barış güneşi sıcak ve aydınlık ışınlarıyla, bütün yurdu aydınlatıyor; üzgün ve umutsuz çehrelerde yeniden gülücükler beliriyordu.
Sözümona kimilerince bu beğenilmeyen ve doğru dürüst tarih bilgisi olmadığını ayan beyan ortaya koyan kişiliklerin dilinde neden 12 adayı yitirdiği biçimindeki haksız bir yerginin muhatabı olan 11 milyonluk Türkiye başarmıştı bu büyük değişimi.
Onu beğenmeyenlerin, eleştirenlerin ellerinde o ulus devlet nerelerde şimdi, hiç bunu düşünüyor muyuz?
Bugün o yeni kurulan ulus devlet, 80 milyon kişilik bir nüfusa sahiptir.
Ancak O, onca badirelere karşı varlığını, varını yoğunu ortaya koyan cesur ülke, bugün tarihinin hiç bir döneminde görülmediği ölçüde büyük tehlikelerle karşı karşıya bulunuyor.
Basiretsiz yönetimler sonucu, ülke ayrışmanın büyük dalgaları altında, Lozan’da elde ettiği birlik ve bütünlüğünü yitirme noktasına gelmiştir.
Borç dağı aşmış, üretmeden tüketen bir toplum yaratılmıştır.
Dış politikada ülke yalnızdır. Adına BOP denilen emperyalist politikayı yaratıp dayatan canavarın hedefi halindedir.
Toplumsal ayrışma etnik milliyetçilik mikrobunun yol açtığı enfeksiyonla, en ateşli evresine ulaşmıştır.
Tek güvence ulusun sağ duyusu ve aklı selimidir.
Lozan’da elde edilen tam bağımsızlık, bugün adından söz bile edilemeyecek bir rüya haline gelmiştir.
Ulus umutsuz ve gelecek kaygısı içindedir.
Yurtseverlerin içindeki kıpırtı bu nedenle çok değerli ve anlamlıdır.
Ayrışma, bölünme ve dağılma “mozaik yapı” safsatasıyla sanki bir demokratijleşme diye yutturulmuştur yıllarca.
Başta silahlı kuvvetler ılmak üzere uludun zinde güçleri bölücülerin ve yabancı istihbarat örgütlerinin hedefi haline getirilmştir.
Bu yurda ve ulusa indirilen en büyük darbedir.
Bunu tarih böyle yazacaktır.
Ulusal birlik ve bütünlüğün yeniden güç kazanacağı psikolojik bir iklime gereksinim vardır.
Bölünmeyi demokrasi diye dayatan yeni emperyalist dalgalara ulus ancak, ulusal birlik ve bütünlük ile ulusal politikalarla karşı durabilir.
Bunu görmemek en büyük aymazlık, ulusa karşı büyük bir sorumsuzluktur.
Lozan, Cumhuriyet ilan edildiğinde bu ülkede bayram olarak kutlanıyordu.
Bugün, bilinçli olarak adından bile neredeyse söz edilmiyor.
Söz edilse de onun tarihi başarısı ve anlamı göz ardı edilmeye çalışılıyor.
Ancak unutmayalım:
Lozan’dan verilecek tavizler ve ona vurulacak darbeler, yıkılış ve parçalanmaya doğru yönelmek anlamına gelmektedir.
O nedenle Lozan’ı yaşatmak, her yurtseverin tarihi görevidir.
Bu ülke bizim. Bu yurt bizim. Bu insan, bu ulus bizim. Tarihi bizim, bugünü bizim, geleceği bizim.
Bize ait olanı başkalaştırarak, özümüze yabancılaştırma çabaları bugün en üst sınırına ulaşmıştır.
Tarihi başarılarımızı küçümsemek mi?
Doğru yol bu olamaz:
Tarihi başarılarımızı küçümsemek yerine, tarihe geçecek başarılara atmaktır gerçek yurtseverlik.
Prof Dr. Kemal Arı




✍️ Yorumunuzla İçeriğe Değer Katın: Katkılarınızı bekliyoruz!